<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forumki.Com - www.mIRCte.Org]]></title>
		<link>https://www.forumki.com/</link>
		<description><![CDATA[Forumki.Com - https://www.forumki.com]]></description>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 19:40:28 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Elaleme Bakma Sen]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6561</link>
			<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 11:31:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=257">eFe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6561</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: Red;" class="mycode_color">Elaleme Bakma Sen… İşlerine Gelirsen Başa, Ters Düşersen Taşa Tutarlar</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu dünyada en ucuz şey fikir, en pahalı şey ise omurgadır. Çünkü herkes konuşur ama çok azı bedel öder. “Elalem ne der?” diye diye ömrünü heba edenler, bir gün dönüp baktıklarında kendi seslerini bile tanıyamaz hale gelirler. Oysa hakikat şudur: İşlerine gelirsen baş tacı edilirsin, menfaatlerine ters düşersen bir anda hedef tahtasına konulursun.<br />
İnsanların alkışı çoğu zaman karakterine değil, çıkarlarına yöneliktir. Bugün seni göklere çıkaran kalabalık, yarın aynı hızla yerin dibine sokabilir. Çünkü mesele sen değilsindir; mesele onların konforudur. Konforlarını bozduğun an, “iyi insan” sıfatın düşer, yerine “zor insan” etiketi yapıştırılır. Ne değişmiştir? Sen mi? Hayır. Değişen, onların işine gelmeyen doğrularındır.<br />
Damarına basılan insanlar ikiye ayrılır: Susup içine atanlar ve susmayıp bedel ödeyenler. Susanlar kalabalıkta kaybolur, konuşanlar taşlanır. Ama unutma, taşlanan ağaç meyve verir. Boş dallara kimse taş atmaz. Eğer sana taş geliyorsa, birilerinin işine dokunan bir doğruluğun var demektir.<br />
Toplumun iki yüzlü terazisi vardır. Aynı davranışı biri yapınca “özgüven”, diğeri yapınca “kibir” derler. Aynı sözü biri söyleyince “net”, sen söyleyince “sert” olursun. Çünkü ölçü adalet değil, menfaattir. Menfaat bitince dostluk da biter, alkış da susar.<br />
Kimi insanlar seni sever gibi yapar; aslında sevdikleri şey senden aldıklarıdır. Onlara sınır koyduğun gün, gerçek yüzlerini görürsün. Çünkü alışmışlardır; sen hep ver, sen hep alttan al, sen hep sus. Bir gün “yeter” dediğinde, en büyük suçlu ilan edilirsin. Ne tuhaf değil mi? Kendini korumak bile bazılarına göre kabahattir.<br />
Şunu iyi bil: Herkesle iyi geçinmeye çalışmak, kendi ruhunla kötü geçinmektir. Sürekli onay arayan bir kalp, en sonunda kendini inkâr eder. Oysa insanın en büyük gücü, yalnız kalma pahasına doğru bildiğini savunabilmesidir. Kalabalıkların sevgisi geçicidir; vicdanın huzuru kalıcı.<br />
Elalem dediğin şey, çoğu zaman kendi hayatını düzeltememiş insanların başkasının hayatına ayar vermeye çalışmasıdır. Kendi eksiklerini örtmek için başkasının fazlasına çamur atarlar. Çünkü yükseleni aşağı çekmek, yukarı çıkmaktan daha kolaydır.<br />
Eğer bir gün seni taşlıyorlarsa üzülme. Taş atanların çoğu, senin yerinde olamayacak kadar cesaretsizdir. Onlar kalabalıkla güç bulur; sen yalnızken bile dimdik durursun. Aradaki fark budur.<br />
Elaleme bakma sen. Çünkü elalem, sen düşünce konuşur; sen yükselince susar. İşlerine gelirsen başa koyarlar, ters düşersen taşa tutarlar. Ama unutma: Başta olmak da geçicidir, taşlanmak da. Kalıcı olan tek şey, senin duruşundur.<br />
Ve insan, en çok kendi duruşuyla büyür.</span><br />
<br />
<a href="https://sohbetlim.net/elaleme-bakma-sen.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sohbetlim.net/elaleme-bakma-sen.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: Red;" class="mycode_color">Elaleme Bakma Sen… İşlerine Gelirsen Başa, Ters Düşersen Taşa Tutarlar</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bu dünyada en ucuz şey fikir, en pahalı şey ise omurgadır. Çünkü herkes konuşur ama çok azı bedel öder. “Elalem ne der?” diye diye ömrünü heba edenler, bir gün dönüp baktıklarında kendi seslerini bile tanıyamaz hale gelirler. Oysa hakikat şudur: İşlerine gelirsen baş tacı edilirsin, menfaatlerine ters düşersen bir anda hedef tahtasına konulursun.<br />
İnsanların alkışı çoğu zaman karakterine değil, çıkarlarına yöneliktir. Bugün seni göklere çıkaran kalabalık, yarın aynı hızla yerin dibine sokabilir. Çünkü mesele sen değilsindir; mesele onların konforudur. Konforlarını bozduğun an, “iyi insan” sıfatın düşer, yerine “zor insan” etiketi yapıştırılır. Ne değişmiştir? Sen mi? Hayır. Değişen, onların işine gelmeyen doğrularındır.<br />
Damarına basılan insanlar ikiye ayrılır: Susup içine atanlar ve susmayıp bedel ödeyenler. Susanlar kalabalıkta kaybolur, konuşanlar taşlanır. Ama unutma, taşlanan ağaç meyve verir. Boş dallara kimse taş atmaz. Eğer sana taş geliyorsa, birilerinin işine dokunan bir doğruluğun var demektir.<br />
Toplumun iki yüzlü terazisi vardır. Aynı davranışı biri yapınca “özgüven”, diğeri yapınca “kibir” derler. Aynı sözü biri söyleyince “net”, sen söyleyince “sert” olursun. Çünkü ölçü adalet değil, menfaattir. Menfaat bitince dostluk da biter, alkış da susar.<br />
Kimi insanlar seni sever gibi yapar; aslında sevdikleri şey senden aldıklarıdır. Onlara sınır koyduğun gün, gerçek yüzlerini görürsün. Çünkü alışmışlardır; sen hep ver, sen hep alttan al, sen hep sus. Bir gün “yeter” dediğinde, en büyük suçlu ilan edilirsin. Ne tuhaf değil mi? Kendini korumak bile bazılarına göre kabahattir.<br />
Şunu iyi bil: Herkesle iyi geçinmeye çalışmak, kendi ruhunla kötü geçinmektir. Sürekli onay arayan bir kalp, en sonunda kendini inkâr eder. Oysa insanın en büyük gücü, yalnız kalma pahasına doğru bildiğini savunabilmesidir. Kalabalıkların sevgisi geçicidir; vicdanın huzuru kalıcı.<br />
Elalem dediğin şey, çoğu zaman kendi hayatını düzeltememiş insanların başkasının hayatına ayar vermeye çalışmasıdır. Kendi eksiklerini örtmek için başkasının fazlasına çamur atarlar. Çünkü yükseleni aşağı çekmek, yukarı çıkmaktan daha kolaydır.<br />
Eğer bir gün seni taşlıyorlarsa üzülme. Taş atanların çoğu, senin yerinde olamayacak kadar cesaretsizdir. Onlar kalabalıkla güç bulur; sen yalnızken bile dimdik durursun. Aradaki fark budur.<br />
Elaleme bakma sen. Çünkü elalem, sen düşünce konuşur; sen yükselince susar. İşlerine gelirsen başa koyarlar, ters düşersen taşa tutarlar. Ama unutma: Başta olmak da geçicidir, taşlanmak da. Kalıcı olan tek şey, senin duruşundur.<br />
Ve insan, en çok kendi duruşuyla büyür.</span><br />
<br />
<a href="https://sohbetlim.net/elaleme-bakma-sen.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sohbetlim.net/elaleme-bakma-sen.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vedalaşmak Kolay da, Sen Helalleşebilecek misin Onu Söyle]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6513</link>
			<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 17:43:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=257">eFe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6513</guid>
			<description><![CDATA[<a href="https://hizliresim.com/osfwb01" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/osfwb01.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: osfwb01.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: Red;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Vedalaşmak Kolay da, Sen Helalleşebilecek misin Onu Söyle…</span></span></span><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
Vedalaşmak bazen bir kapıyı kapatmak kadar basittir. Bir “hoşça kal” kelimesi, birkaç suskun saniye ve ardından gelen derin bir sessizlik… İnsan arkasını döner ve gider. Fakat asıl mesele gitmek değildir; asıl mesele geride ne bıraktığındır. Çünkü vedalaşmak kolaydır, ama helalleşmek yürek ister.<br />
Helalleşmek; sadece bir “hakkını helal et” demek değildir. O, vicdanın aynasına bakabilmektir. Bir kalbi kırdıysan kabul edebilmek, gözyaşına sebep olduysan yükünü omuzlayabilmektir. İnsan bazen farkında olmadan incitir; bir sözle, bir susuşla, bir ilgisizlikle… İşte o zaman vedalaşmak kaçıştır, helalleşmek ise yüzleşme.<br />
Hayat dediğimiz yol, yalnızca anılar biriktirdiğimiz bir yer değil; aynı zamanda izler bıraktığımız bir imtihandır. Kimi zaman sevgiyle dokunuruz bir kalbe, kimi zaman da fark etmeden yara açarız. Giderken ardımızda kırık bir gönül, cevapsız bir soru, yarım kalmış bir cümle bırakıyorsak; vedamız eksiktir. Çünkü helalleşilmemiş her hak, insanın peşinden gelir.<br />
Helalleşmek cesarettir. Gururu bir kenara bırakıp “yanlış yaptım” diyebilmektir. İçten bir pişmanlıkla göz göze gelebilmektir. Kalpten çıkan bir özrün, en ağır yükleri bile hafiflettiğini bilmektir. Bazen bir mesaj kadar yakın, bazen bir ömür kadar uzaktır helalleşmek. Ama insan bilir… İçinde bir sızı varsa, o sızı helallik alınmamış bir gönlün izidir.<br />
Sevgi varsa helalleşmek zor değildir. Çünkü gerçekten seven insan, karşısındakini incitmiş olma ihtimaliyle bile huzursuz olur. Onun hakkını ödemeden, gönlünü almadan rahat edemez. Vedalaşırken bile gözlerinde bir mahcubiyet, dilinde bir dua taşır.<br />
Belki de en ağır yük, “keşke helalleşseydim” demektir. Çünkü bazı vedalar son olur. Telafisi olmayan, geri dönüşü olmayan… O yüzden insan giderken değil, kalbiyle hesaplaşırken düşünmeli: “Gerçekten helalleşebildim mi?”<br />
Vedalaşmak bir anlıktır. Helalleşmek ise ömürlüktür.<br />
Gidenin ardından söylenen sözler değil, geride bırakılan haklar belirler insanın ağırlığını.<br />
O yüzden soruyorum:<br />
Vedalaşmak kolay da…<br />
Sen gerçekten helalleşebilecek misin?</span><br />
<br />
<a href="https://sohbetlim.net/vedalasmak-kolay-da-sen-helallesebilecek-misin-onu-soyle.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sohbetlim.net/vedalasmak-kolay-d...soyle.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="https://hizliresim.com/osfwb01" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/osfwb01.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: osfwb01.jpg]" class="mycode_img" /></a><br />
<span style="font-size: 3pt;" class="mycode_size"><span style="color: Red;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Vedalaşmak Kolay da, Sen Helalleşebilecek misin Onu Söyle…</span></span></span><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><br />
Vedalaşmak bazen bir kapıyı kapatmak kadar basittir. Bir “hoşça kal” kelimesi, birkaç suskun saniye ve ardından gelen derin bir sessizlik… İnsan arkasını döner ve gider. Fakat asıl mesele gitmek değildir; asıl mesele geride ne bıraktığındır. Çünkü vedalaşmak kolaydır, ama helalleşmek yürek ister.<br />
Helalleşmek; sadece bir “hakkını helal et” demek değildir. O, vicdanın aynasına bakabilmektir. Bir kalbi kırdıysan kabul edebilmek, gözyaşına sebep olduysan yükünü omuzlayabilmektir. İnsan bazen farkında olmadan incitir; bir sözle, bir susuşla, bir ilgisizlikle… İşte o zaman vedalaşmak kaçıştır, helalleşmek ise yüzleşme.<br />
Hayat dediğimiz yol, yalnızca anılar biriktirdiğimiz bir yer değil; aynı zamanda izler bıraktığımız bir imtihandır. Kimi zaman sevgiyle dokunuruz bir kalbe, kimi zaman da fark etmeden yara açarız. Giderken ardımızda kırık bir gönül, cevapsız bir soru, yarım kalmış bir cümle bırakıyorsak; vedamız eksiktir. Çünkü helalleşilmemiş her hak, insanın peşinden gelir.<br />
Helalleşmek cesarettir. Gururu bir kenara bırakıp “yanlış yaptım” diyebilmektir. İçten bir pişmanlıkla göz göze gelebilmektir. Kalpten çıkan bir özrün, en ağır yükleri bile hafiflettiğini bilmektir. Bazen bir mesaj kadar yakın, bazen bir ömür kadar uzaktır helalleşmek. Ama insan bilir… İçinde bir sızı varsa, o sızı helallik alınmamış bir gönlün izidir.<br />
Sevgi varsa helalleşmek zor değildir. Çünkü gerçekten seven insan, karşısındakini incitmiş olma ihtimaliyle bile huzursuz olur. Onun hakkını ödemeden, gönlünü almadan rahat edemez. Vedalaşırken bile gözlerinde bir mahcubiyet, dilinde bir dua taşır.<br />
Belki de en ağır yük, “keşke helalleşseydim” demektir. Çünkü bazı vedalar son olur. Telafisi olmayan, geri dönüşü olmayan… O yüzden insan giderken değil, kalbiyle hesaplaşırken düşünmeli: “Gerçekten helalleşebildim mi?”<br />
Vedalaşmak bir anlıktır. Helalleşmek ise ömürlüktür.<br />
Gidenin ardından söylenen sözler değil, geride bırakılan haklar belirler insanın ağırlığını.<br />
O yüzden soruyorum:<br />
Vedalaşmak kolay da…<br />
Sen gerçekten helalleşebilecek misin?</span><br />
<br />
<a href="https://sohbetlim.net/vedalasmak-kolay-da-sen-helallesebilecek-misin-onu-soyle.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://sohbetlim.net/vedalasmak-kolay-d...soyle.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[dj devrani rahmetle aniyoruz]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6401</link>
			<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 11:03:13 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=257">eFe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6401</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><a href="https://hizliresim.com/fws6hfv" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/fws6hfv.png" loading="lazy"  alt="[Resim: fws6hfv.png]" class="mycode_img" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><span style="color: Red;" class="mycode_color">Devran’a Vefa: Faniliği Hatırlatan Bir Ses, Mircte’nin Kadim Gönlüne Düşen Rahmet İzleri</span><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”<br />
(Ankebût, 57)</span><br />
Hayat, insanın kendisine ait sandığı ama aslında emanet olarak taşıdığı bir yolculuktur. Nefes emanet, zaman emanet, dostluk emanet… Ve her emanet vakti geldiğinde sahibine geri verilir. Bazı insanlar bu dünyadan sessizce geçer, bazıları ise arkalarında silinmeyen izler, hayırla anılan hatıralar, gönüllerde yaşayan bir ses bırakır. Mircte.org’da 20 yıl boyunca görev yapmış, be_la ve dj-devran nickleriyle tanınan Devran da işte o güzel iz bırakanlardan biriydi.<br />
Onun gidişi sadece bir kullanıcının eksilmesi değil; bir ortamın neşesinin azalması, bir dost halkasının bir parçasının ayrılması, bir sesin susmasıydı. Fakat mümin bilir ki ölüm bir son değil — dönüştür. Bu yazı, Devran’ı hayırla anmak, onu İslami bir vefa diliyle yad etmek ve geride kalan hatıralarını dua ile yaşatmak için kaleme alınmış bir rahmet yazısıdır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dünya Bir Durak, İnsan Bir Yolcu</span><br />
İnsanın bu dünyadaki varlığı bir gölge gibidir. Güneş kayınca gölge de kaybolur. Nice güçlü sesler sustu, nice kalabalıklar dağıldı, nice isimler unutuldu. Ama bazı insanlar vardır ki hatırası unutulmaz; çünkü sadece yaşamamış, iz bırakmıştır.<br />
Devran, dijital bir ortamda bile gerçek bir insan duruşu sergileyenlerdendi. Günümüzde sanal alanlarda maskeler çoğalırken, o maskesizdi. Olduğu gibiydi. Samimiydi. İçtendi. Gösterişten uzak, muhabbetten yana bir tavrı vardı.<br />
Onun varlığı, bize şunu hatırlatıyordu:<br />
Mekân sanal olabilir ama ahlak gerçektir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hizmetin Sessiz Hâli: 20 Yıllık Sadakat</span><br />
Bir ortamda 20 yıl kalmak, sadece zaman geçirmek değildir. Bu; sabırdır, sadakattir, bağlılıktır. İnsan ancak sevdiği yerde uzun süre kalır. Devran’ın Mircte’deki varlığı, kuru bir görev süresi değil, bir hizmet süresiydi.<br />
Hizmet; alkış beklemeden yapılan iştir. Görünmeden katkı sunmaktır. Sorun çözmek, ortamı korumak, insanları bir arada tutmaktır. O, bunu gürültüyle değil sükûnetle yaptı.<br />
İslam’da hizmet eden öne çıkmaz; işini öne çıkarır. Devran da böyleydi. Adını büyütmeye değil, bulunduğu ortamı güzelleştirmeye çalıştı. Bu da onun niyetinin temizliğine işaretti.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Edep ve Mizahın Birlikte Yaşadığı Karakter</span><br />
Gülmek ve güldürmek sünnettir. Fakat İslam, mizahın da ölçülü olanını sever. Devran’ın şakacı mizacı, işte bu ölçüyü taşırdı. Güldürürdü ama küçültmezdi. Takılırdı ama incitmezdi.<br />
Onun mizahı:<br />
Alaycı değildi<br />
Kırıcı değildi<br />
Aşağılayıcı değildi<br />
İnce ve zarifti<br />
Bir ortamda mizah edebi koruyorsa, o mizah hayır taşır. Devran’ın şakaları da hayır taşırdı. Nice gergin anı yumuşattı. Nice kırgınlığı gülümsemeye çevirdi.<br />
Peygamber Efendimiz (sav) de latife ederdi ama hep doğruyu söylerdi. Devran’ın mizah anlayışı da yalansız ve temizdi. Bu yönüyle o, neşeyi bile edeple taşıyan biriydi.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dj-Devran Yayınları: Eğlenceden Öte Bir Hatırlatma</span><br />
Dj-devran yayınları sıradan bir müzik akışı değildi. Orada sadece parçalar değil, duygular akardı. Onun yayın çizgisinde bir derinlik vardı. Bunu en çok hissettiren şey ise zaman zaman yayınlarında yer verdiği sela ve manevi ezgilerdi.<br />
Sela, ölümü hatırlatır. Ölüm ise insanı kendine getirir. Bir DJ yayını içinde sela çalmak, sıradan bir tercih değildir — bu bir bilinçtir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Sanki şöyle derdi:</span><br />
“Müzik dinle ama ölümü unutma.<br />
Gül ama faniliği hatırla.”<br />
Bu yönüyle yayınları sadece eğlence değil, tefekkür alanı da olurdu. Dinleyenler bazen sustu, bazen düşündü, bazen içinden dua etti.<br />
Bir yayının insana ölümü hatırlatması, o yayının sıradan olmadığını gösterir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dostluk: Allah İçin Kurulan Bağ</span><br />
İslam’da dostluk menfaatle değil, muhabbetle kurulur. En kıymetli dostluk, Allah için olan dostluktur. Yani çıkar bitince bitmeyen bağ…<br />
eFe ile Devran arasındaki dostluk, yılların içinden geçerek güçlenmiş bir bağdı. Birlikte geçirilen sayısız saat, sohbet, yayın, muhabbet… Bunlar sadece zaman değil; bağ kuran anılardı.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Gerçek dost:</span><br />
Uzakken de yakındır<br />
Sessizken de hissedilir<br />
Konuşmasa da anlaşılır<br />
Onların dostluğu, nick ötesi bir dostluktu. Dijital başlayan ama kalbe yerleşen bir bağdı.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hadiste buyrulur ki:</span><br />
“Allah için birbirini sevenler, arşın gölgesinde gölgelenecektir.”<br />
Ne güzel bir temenni olur: Bu dostluğun o gölgeye vesile olması…<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ölüm: Yokluk Değil Kavuşma</span><br />
İman eden için ölüm karanlık bir yokluk değil, rahmete açılan kapıdır. Devran’ın gidişi ani olabilir, erken hissedilebilir, zor gelebilir — ama vakitsiz değildir. Çünkü mümin bilir: Ecel şaşmaz.<br />
Sebep ne olursa olsun, sonuç aynıdır:<br />
Kul Rabbine döner.<br />
Bizler sebebi konuşuruz. Hikmeti ise Allah bilir. Bu yüzden ölüm nedeninden çok, ardından ne bıraktığı önemlidir. Devran ardında güzel hatıra, temiz şahitlik ve dua bıraktı.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Bu, bir insanın en büyük kazancıdır.</span><br />
Güzel Şahitlik: En Büyük Miras<br />
Bir insan öldüğünde insanlar arkasından hayır konuşuyorsa, bu büyük nimettir. Devran için söylenen ortak sözler şunlardı:<br />
Temiz kalpli<br />
Samimi<br />
Neşeli<br />
Vefalı<br />
İnce ruhlu<br />
Saygılı<br />
Toplu şahitlik önemlidir. Çünkü Peygamberimiz (sav) buyurur:<br />
“Siz yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”<br />
İnsanların hayırla anması, onun için bir rahmet işaretidir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dijital Dünyada da Ahiret Bilinci</span><br />
Bugün insanlar sanal ortamlarda gerçek kimliklerinden uzak davranabiliyor. Ama mümin bilir ki ekran arkası da kayıt altındadır. Söz de yazı da niyet de…<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Devran’ın duruşu bize şunu gösterdi:</span><br />
Dijital ortamda da Müslüman ahlakı yaşanabilir.<br />
Saygı<br />
Ölçü<br />
Nezaket<br />
Vefa<br />
Bunlar internet hızından etkilenmez. Kalpten gelir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Onu Anmak Nasıl Bir Vefa Olur?</span><br />
Onu anmak sadece yazı yazmak değildir. Onu anmak:<br />
Bir Fatiha okumaktır<br />
Onun adına sadaka vermektir<br />
Bir yetimi sevindirmektir<br />
Bir kalbi kırmamaya dikkat etmektir<br />
Bir dostluğu yarım bırakmamaktır<br />
En güzel anma, duadır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hatıralarda Yaşayan Ses</span><br />
Bazı sesler kayıt cihazında kalır. Bazıları kalpte kalır. Devran’ın sesi kalpte kalanlardandı. Yayın açtığında oluşan atmosfer, ses tonundaki sıcaklık, cümlelerindeki doğallık…<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Şimdi o ses yok belki — ama yankısı var.</span><br />
Hatırası var.<br />
Etkisi var.<br />
Fanilik Dersi<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Onun gidişi bize de ders olmalı. Çünkü her ölüm, yaşayanlara mesajdır:</span><br />
Kırgınlıkları büyütme<br />
Dostluğu erteleme<br />
İyiliği geciktirme<br />
Duayı azaltma<br />
Bugün varız, yarın yokuz.<br />
Rahmet Niyazı<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Allah’ım…</span><br />
Devran kardeşimize rahmet eyle.<br />
Kabrini cennet bahçesi eyle.<br />
Hesabını kolay eyle.<br />
Hatalarını affeyle.<br />
Onu salih kulların arasına kat.<br />
Geride kalanların kalbine sabır ver.<br />
Onu sevenlerin duasını kabul eyle.<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">Son Söz</span><br />
Bazı insanlar ölmez — duaya dönüşür.<br />
Bazı dostluklar bitmez — ahirete uzanır.<br />
Bazı sesler susmaz — hatırada devam eder.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Devran…</span><br />
Emaneti teslim ettin.<br />
Biz seni hayırla anıyoruz.<br />
Rabbine emanet ediyorum.<br />
Unutulmadın.<br />
Dualardasın.<br />
Vefadasın.<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makale, eFe tarafından; Mircte’de 20 yıl omuz omuza yol yürüdüğü kıymetli dostu rahmetli Devran’a bir vefa nişanesi, bir dua ve kalpten gelen bir hatıra olarak kaleme alınmıştır.</span><br />
<br />
<a href="https://mircte.org/dj-devrani-rahmetle-aniyoruz.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">https://mircte.org/dj-devrani-rahmetle-aniyoruz.html</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><a href="https://hizliresim.com/fws6hfv" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/fws6hfv.png" loading="lazy"  alt="[Resim: fws6hfv.png]" class="mycode_img" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><span style="color: Red;" class="mycode_color">Devran’a Vefa: Faniliği Hatırlatan Bir Ses, Mircte’nin Kadim Gönlüne Düşen Rahmet İzleri</span><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”<br />
(Ankebût, 57)</span><br />
Hayat, insanın kendisine ait sandığı ama aslında emanet olarak taşıdığı bir yolculuktur. Nefes emanet, zaman emanet, dostluk emanet… Ve her emanet vakti geldiğinde sahibine geri verilir. Bazı insanlar bu dünyadan sessizce geçer, bazıları ise arkalarında silinmeyen izler, hayırla anılan hatıralar, gönüllerde yaşayan bir ses bırakır. Mircte.org’da 20 yıl boyunca görev yapmış, be_la ve dj-devran nickleriyle tanınan Devran da işte o güzel iz bırakanlardan biriydi.<br />
Onun gidişi sadece bir kullanıcının eksilmesi değil; bir ortamın neşesinin azalması, bir dost halkasının bir parçasının ayrılması, bir sesin susmasıydı. Fakat mümin bilir ki ölüm bir son değil — dönüştür. Bu yazı, Devran’ı hayırla anmak, onu İslami bir vefa diliyle yad etmek ve geride kalan hatıralarını dua ile yaşatmak için kaleme alınmış bir rahmet yazısıdır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dünya Bir Durak, İnsan Bir Yolcu</span><br />
İnsanın bu dünyadaki varlığı bir gölge gibidir. Güneş kayınca gölge de kaybolur. Nice güçlü sesler sustu, nice kalabalıklar dağıldı, nice isimler unutuldu. Ama bazı insanlar vardır ki hatırası unutulmaz; çünkü sadece yaşamamış, iz bırakmıştır.<br />
Devran, dijital bir ortamda bile gerçek bir insan duruşu sergileyenlerdendi. Günümüzde sanal alanlarda maskeler çoğalırken, o maskesizdi. Olduğu gibiydi. Samimiydi. İçtendi. Gösterişten uzak, muhabbetten yana bir tavrı vardı.<br />
Onun varlığı, bize şunu hatırlatıyordu:<br />
Mekân sanal olabilir ama ahlak gerçektir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hizmetin Sessiz Hâli: 20 Yıllık Sadakat</span><br />
Bir ortamda 20 yıl kalmak, sadece zaman geçirmek değildir. Bu; sabırdır, sadakattir, bağlılıktır. İnsan ancak sevdiği yerde uzun süre kalır. Devran’ın Mircte’deki varlığı, kuru bir görev süresi değil, bir hizmet süresiydi.<br />
Hizmet; alkış beklemeden yapılan iştir. Görünmeden katkı sunmaktır. Sorun çözmek, ortamı korumak, insanları bir arada tutmaktır. O, bunu gürültüyle değil sükûnetle yaptı.<br />
İslam’da hizmet eden öne çıkmaz; işini öne çıkarır. Devran da böyleydi. Adını büyütmeye değil, bulunduğu ortamı güzelleştirmeye çalıştı. Bu da onun niyetinin temizliğine işaretti.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Edep ve Mizahın Birlikte Yaşadığı Karakter</span><br />
Gülmek ve güldürmek sünnettir. Fakat İslam, mizahın da ölçülü olanını sever. Devran’ın şakacı mizacı, işte bu ölçüyü taşırdı. Güldürürdü ama küçültmezdi. Takılırdı ama incitmezdi.<br />
Onun mizahı:<br />
Alaycı değildi<br />
Kırıcı değildi<br />
Aşağılayıcı değildi<br />
İnce ve zarifti<br />
Bir ortamda mizah edebi koruyorsa, o mizah hayır taşır. Devran’ın şakaları da hayır taşırdı. Nice gergin anı yumuşattı. Nice kırgınlığı gülümsemeye çevirdi.<br />
Peygamber Efendimiz (sav) de latife ederdi ama hep doğruyu söylerdi. Devran’ın mizah anlayışı da yalansız ve temizdi. Bu yönüyle o, neşeyi bile edeple taşıyan biriydi.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dj-Devran Yayınları: Eğlenceden Öte Bir Hatırlatma</span><br />
Dj-devran yayınları sıradan bir müzik akışı değildi. Orada sadece parçalar değil, duygular akardı. Onun yayın çizgisinde bir derinlik vardı. Bunu en çok hissettiren şey ise zaman zaman yayınlarında yer verdiği sela ve manevi ezgilerdi.<br />
Sela, ölümü hatırlatır. Ölüm ise insanı kendine getirir. Bir DJ yayını içinde sela çalmak, sıradan bir tercih değildir — bu bir bilinçtir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Sanki şöyle derdi:</span><br />
“Müzik dinle ama ölümü unutma.<br />
Gül ama faniliği hatırla.”<br />
Bu yönüyle yayınları sadece eğlence değil, tefekkür alanı da olurdu. Dinleyenler bazen sustu, bazen düşündü, bazen içinden dua etti.<br />
Bir yayının insana ölümü hatırlatması, o yayının sıradan olmadığını gösterir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dostluk: Allah İçin Kurulan Bağ</span><br />
İslam’da dostluk menfaatle değil, muhabbetle kurulur. En kıymetli dostluk, Allah için olan dostluktur. Yani çıkar bitince bitmeyen bağ…<br />
eFe ile Devran arasındaki dostluk, yılların içinden geçerek güçlenmiş bir bağdı. Birlikte geçirilen sayısız saat, sohbet, yayın, muhabbet… Bunlar sadece zaman değil; bağ kuran anılardı.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Gerçek dost:</span><br />
Uzakken de yakındır<br />
Sessizken de hissedilir<br />
Konuşmasa da anlaşılır<br />
Onların dostluğu, nick ötesi bir dostluktu. Dijital başlayan ama kalbe yerleşen bir bağdı.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hadiste buyrulur ki:</span><br />
“Allah için birbirini sevenler, arşın gölgesinde gölgelenecektir.”<br />
Ne güzel bir temenni olur: Bu dostluğun o gölgeye vesile olması…<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ölüm: Yokluk Değil Kavuşma</span><br />
İman eden için ölüm karanlık bir yokluk değil, rahmete açılan kapıdır. Devran’ın gidişi ani olabilir, erken hissedilebilir, zor gelebilir — ama vakitsiz değildir. Çünkü mümin bilir: Ecel şaşmaz.<br />
Sebep ne olursa olsun, sonuç aynıdır:<br />
Kul Rabbine döner.<br />
Bizler sebebi konuşuruz. Hikmeti ise Allah bilir. Bu yüzden ölüm nedeninden çok, ardından ne bıraktığı önemlidir. Devran ardında güzel hatıra, temiz şahitlik ve dua bıraktı.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Bu, bir insanın en büyük kazancıdır.</span><br />
Güzel Şahitlik: En Büyük Miras<br />
Bir insan öldüğünde insanlar arkasından hayır konuşuyorsa, bu büyük nimettir. Devran için söylenen ortak sözler şunlardı:<br />
Temiz kalpli<br />
Samimi<br />
Neşeli<br />
Vefalı<br />
İnce ruhlu<br />
Saygılı<br />
Toplu şahitlik önemlidir. Çünkü Peygamberimiz (sav) buyurur:<br />
“Siz yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”<br />
İnsanların hayırla anması, onun için bir rahmet işaretidir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Dijital Dünyada da Ahiret Bilinci</span><br />
Bugün insanlar sanal ortamlarda gerçek kimliklerinden uzak davranabiliyor. Ama mümin bilir ki ekran arkası da kayıt altındadır. Söz de yazı da niyet de…<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Devran’ın duruşu bize şunu gösterdi:</span><br />
Dijital ortamda da Müslüman ahlakı yaşanabilir.<br />
Saygı<br />
Ölçü<br />
Nezaket<br />
Vefa<br />
Bunlar internet hızından etkilenmez. Kalpten gelir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Onu Anmak Nasıl Bir Vefa Olur?</span><br />
Onu anmak sadece yazı yazmak değildir. Onu anmak:<br />
Bir Fatiha okumaktır<br />
Onun adına sadaka vermektir<br />
Bir yetimi sevindirmektir<br />
Bir kalbi kırmamaya dikkat etmektir<br />
Bir dostluğu yarım bırakmamaktır<br />
En güzel anma, duadır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hatıralarda Yaşayan Ses</span><br />
Bazı sesler kayıt cihazında kalır. Bazıları kalpte kalır. Devran’ın sesi kalpte kalanlardandı. Yayın açtığında oluşan atmosfer, ses tonundaki sıcaklık, cümlelerindeki doğallık…<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Şimdi o ses yok belki — ama yankısı var.</span><br />
Hatırası var.<br />
Etkisi var.<br />
Fanilik Dersi<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Onun gidişi bize de ders olmalı. Çünkü her ölüm, yaşayanlara mesajdır:</span><br />
Kırgınlıkları büyütme<br />
Dostluğu erteleme<br />
İyiliği geciktirme<br />
Duayı azaltma<br />
Bugün varız, yarın yokuz.<br />
Rahmet Niyazı<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Allah’ım…</span><br />
Devran kardeşimize rahmet eyle.<br />
Kabrini cennet bahçesi eyle.<br />
Hesabını kolay eyle.<br />
Hatalarını affeyle.<br />
Onu salih kulların arasına kat.<br />
Geride kalanların kalbine sabır ver.<br />
Onu sevenlerin duasını kabul eyle.<br />
<span style="color: Red;" class="mycode_color">Son Söz</span><br />
Bazı insanlar ölmez — duaya dönüşür.<br />
Bazı dostluklar bitmez — ahirete uzanır.<br />
Bazı sesler susmaz — hatırada devam eder.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Devran…</span><br />
Emaneti teslim ettin.<br />
Biz seni hayırla anıyoruz.<br />
Rabbine emanet ediyorum.<br />
Unutulmadın.<br />
Dualardasın.<br />
Vefadasın.<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makale, eFe tarafından; Mircte’de 20 yıl omuz omuza yol yürüdüğü kıymetli dostu rahmetli Devran’a bir vefa nişanesi, bir dua ve kalpten gelen bir hatıra olarak kaleme alınmıştır.</span><br />
<br />
<a href="https://mircte.org/dj-devrani-rahmetle-aniyoruz.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">https://mircte.org/dj-devrani-rahmetle-aniyoruz.html</span></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeter ki Gönül Soğumasın, Havalar Nasıl Olsa Isınır]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6381</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 18:13:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=257">eFe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6381</guid>
			<description><![CDATA[<a href="https://hizliresim.com/l81zzug" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/l81zzug.png" loading="lazy"  alt="[Resim: l81zzug.png]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">İnsan hayatı mevsimlere benzer. Kimi zaman içimizi ısıtan bir bahar gibi gelir günler; umut yeşerir, yüzler güler, kalpler hafifler. Kimi zaman da sert bir kış çöker ruhumuza. Geceler uzar, sözler azalır, sessizlik ağırlaşır. İşte tam da bu anlarda, insanın en çok ihtiyacı olan şey sıcak bir hava değil, sıcak bir gönüldür. Çünkü gönül soğudu mu, yaz ortasında bile üşür insan. Ama gönül diri kaldı mı, en soğuk kış bile çekilir hale gelir.<br />
Soğuyan aslında çoğu zaman havalar değil, kalplerdir. İnsanlar birbirine yabancılaşır, bakışlar anlamını yitirir, kelimeler yarım kalır. Bir selam eksilir hayattan, bir hal hatır sorma unutulur. Oysa gönül sıcaklığı, küçük ama samimi dokunuşlarla yaşar. İçten söylenmiş bir söz, sabırla dinlenen bir dert, yargılamadan uzatılan bir el… Bunlar insanın içini ısıtan gerçek ateştir.<br />
Gönül soğuması, bir anda olmaz. Yavaş yavaş gerçekleşir. Anlaşılmadığını hisseden insan susar önce. Sonra suskunluk alışkanlık olur. Ardından kalp, kendini korumak için kabuğuna çekilir. İşte o noktada, dışarıdaki hava ne kadar güzel olursa olsun, içeride kış hüküm sürer. Bu yüzden mesele, mevsimlerin geçici soğuğu değil; kalıcı hale gelen gönül üşümesidir.<br />
Oysa her şeyin bir çaresi vardır. Gönül soğumadan önce fark etmek gerekir. Kırılmadan önce onarmak, kopmadan önce tutmak… İnsan ilişkileri emek ister. Sevgi, ilgi ister. Her şeyden önce de niyet ister. “Nasıl olsa geçer” diye ertelenen her duygu, biraz daha uzaklaştırır insanları birbirinden. Halbuki gönül ısısını korumak, hayatı yaşanılır kılan en önemli şeydir.<br />
Bazen insan, kendi gönlünü de ihmal eder. Yorulur, kırılır, tükenir ama bunu dile getirmez. Kendine bile şefkat göstermeyi unutur. Oysa insanın önce kendi gönlünü sıcak tutması gerekir. Kendini anlamayan, başkasını anlayamaz. Kendine merhameti olmayan, başkasına da olamaz. Gönül sıcaklığı, dışarıdan beklenen bir lütuf değil; içeriden beslenen bir halidir.<br />
Bu yüzden denir ki: Yeter ki gönül soğumasın. Havalar nasıl olsa ısınır. Bugün karanlık gelen günler yarın aydınlanır. Soğuk rüzgârlar diner, güneş yeniden doğar. Ama soğuyan bir gönlü ısıtmak, geçen bir mevsimi beklemekten daha zordur. Kalp kırıldı mı, iz bırakır. Güven sarsıldı mı, onarımı zaman ister.<br />
İnsan, gönlünü sıcak tutabildiği sürece hayata dayanabilir. Umudu diri kalan, sabrı tükenmeyen, sevgiyi küçümsemeyen insan; en zor zamanlarda bile ayakta kalır. Çünkü bilir ki bu da geçer. Bilir ki kış uzun sürse de bahar mutlaka gelir. Ama gönül üşürse, hiçbir bahar yeterince yeşertmez.<br />
Sonuçta mesele şudur: Dünya değişir, insanlar değişir, şartlar değişir. Ama gönül soğumasın. İçimizdeki iyilik, anlayış ve merhamet eksilmesin. Çünkü havalar gerçekten ısınır. Takvim bunu garanti eder. Ama gönüllerin ısınması, insanın elindedir. Ve belki de hayattaki en büyük sorumluluğumuz budur: Kendi gönlümüzü ve dokunduğumuz gönülleri üşütmemek.</span><br />
<a href="https://mircte.org/yeter-ki-gonul-sogumasin.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://mircte.org/yeter-ki-gonul-sogumasin.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="https://hizliresim.com/l81zzug" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/l81zzug.png" loading="lazy"  alt="[Resim: l81zzug.png]" class="mycode_img" /></a><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">İnsan hayatı mevsimlere benzer. Kimi zaman içimizi ısıtan bir bahar gibi gelir günler; umut yeşerir, yüzler güler, kalpler hafifler. Kimi zaman da sert bir kış çöker ruhumuza. Geceler uzar, sözler azalır, sessizlik ağırlaşır. İşte tam da bu anlarda, insanın en çok ihtiyacı olan şey sıcak bir hava değil, sıcak bir gönüldür. Çünkü gönül soğudu mu, yaz ortasında bile üşür insan. Ama gönül diri kaldı mı, en soğuk kış bile çekilir hale gelir.<br />
Soğuyan aslında çoğu zaman havalar değil, kalplerdir. İnsanlar birbirine yabancılaşır, bakışlar anlamını yitirir, kelimeler yarım kalır. Bir selam eksilir hayattan, bir hal hatır sorma unutulur. Oysa gönül sıcaklığı, küçük ama samimi dokunuşlarla yaşar. İçten söylenmiş bir söz, sabırla dinlenen bir dert, yargılamadan uzatılan bir el… Bunlar insanın içini ısıtan gerçek ateştir.<br />
Gönül soğuması, bir anda olmaz. Yavaş yavaş gerçekleşir. Anlaşılmadığını hisseden insan susar önce. Sonra suskunluk alışkanlık olur. Ardından kalp, kendini korumak için kabuğuna çekilir. İşte o noktada, dışarıdaki hava ne kadar güzel olursa olsun, içeride kış hüküm sürer. Bu yüzden mesele, mevsimlerin geçici soğuğu değil; kalıcı hale gelen gönül üşümesidir.<br />
Oysa her şeyin bir çaresi vardır. Gönül soğumadan önce fark etmek gerekir. Kırılmadan önce onarmak, kopmadan önce tutmak… İnsan ilişkileri emek ister. Sevgi, ilgi ister. Her şeyden önce de niyet ister. “Nasıl olsa geçer” diye ertelenen her duygu, biraz daha uzaklaştırır insanları birbirinden. Halbuki gönül ısısını korumak, hayatı yaşanılır kılan en önemli şeydir.<br />
Bazen insan, kendi gönlünü de ihmal eder. Yorulur, kırılır, tükenir ama bunu dile getirmez. Kendine bile şefkat göstermeyi unutur. Oysa insanın önce kendi gönlünü sıcak tutması gerekir. Kendini anlamayan, başkasını anlayamaz. Kendine merhameti olmayan, başkasına da olamaz. Gönül sıcaklığı, dışarıdan beklenen bir lütuf değil; içeriden beslenen bir halidir.<br />
Bu yüzden denir ki: Yeter ki gönül soğumasın. Havalar nasıl olsa ısınır. Bugün karanlık gelen günler yarın aydınlanır. Soğuk rüzgârlar diner, güneş yeniden doğar. Ama soğuyan bir gönlü ısıtmak, geçen bir mevsimi beklemekten daha zordur. Kalp kırıldı mı, iz bırakır. Güven sarsıldı mı, onarımı zaman ister.<br />
İnsan, gönlünü sıcak tutabildiği sürece hayata dayanabilir. Umudu diri kalan, sabrı tükenmeyen, sevgiyi küçümsemeyen insan; en zor zamanlarda bile ayakta kalır. Çünkü bilir ki bu da geçer. Bilir ki kış uzun sürse de bahar mutlaka gelir. Ama gönül üşürse, hiçbir bahar yeterince yeşertmez.<br />
Sonuçta mesele şudur: Dünya değişir, insanlar değişir, şartlar değişir. Ama gönül soğumasın. İçimizdeki iyilik, anlayış ve merhamet eksilmesin. Çünkü havalar gerçekten ısınır. Takvim bunu garanti eder. Ama gönüllerin ısınması, insanın elindedir. Ve belki de hayattaki en büyük sorumluluğumuz budur: Kendi gönlümüzü ve dokunduğumuz gönülleri üşütmemek.</span><br />
<a href="https://mircte.org/yeter-ki-gonul-sogumasin.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://mircte.org/yeter-ki-gonul-sogumasin.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bizimle Konuşmayanda Hep Bizden Konuşur]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6380</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 18:10:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=257">eFe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6380</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bizimle Konuşmayanda Hep Bizden Konuşur</span><br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bizimle konuşmayan hep bizden konuşur. Çünkü yüzümüze bakıp tek cümle kuramayanlar, arkamızdan sayfalarca hikaye yazar. Bu bir suskunluk değil; düpedüz kaçıştır. Cesaretin olmadığı yerde dedikodu başlar.<br />
Konuşmak sorumluluk ister. Hesap vermeyi, yanlış anlaşılmayı, gerekirse özür dilemeyi göze almak ister. Bizimle konuşmayan insan bunların hiçbirine yanaşmaz. O yüzden sözü muhatabına değil, ortalığa savurur. Ortalıkta söylenen her söz, sahibinin karakterini ele verir.<br />
Bizimle konuşmayanlar genelde kendini temize çıkarmaya çalışır. Gerçeği öğrenmek gibi bir dertleri yoktur; çünkü gerçek işlerine gelmez. Dinlerlerse bozulacak düzenlerini korumak için susar, ama susarken içten içe konuşurlar. O konuşma da bize çıkar.<br />
Bu insanlar hep yanlış anlaşılmıştır, ama kimseyi doğru anlamaya niyetleri yoktur. Hep mağdurdurlar, ama kimseye zarar vermediklerini iddia ederler. Oysa en büyük zarar, yüzüne söylenmeyen sözdür. Arkadan konuşulan her cümle, bilinçli bir tercihtir.<br />
Bizimle konuşmayanın bizden konuşması tesadüf değildir. Bu, aynaya bakamayanların alışkanlığıdır. Kendi eksikliğini görmek yerine başkasının adını ağızdan düşürmez. Çünkü başkasını konuşmak, kendinle yüzleşmekten daha kolaydır.<br />
Şunu net söyleyelim: Her sessizlik erdem değildir. Bazı sessizlikler korkaktır, bazıları sinsidir. Ve bu sessizlikler çoğu zaman iftirayla sonuçlanır. Çünkü susarak biriktirilen her şey, en çirkin yerden patlar.<br />
Biz kimseyle laf yarışına girmiyoruz. Bizimle konuşmayanın sözünü de ciddiye almıyoruz. Mesafe koyuyoruz. Çünkü mesafe, karakteri olmayan sözlerden daha temiz, daha güvenlidir.<br />
Son sözüm ise açık ve kesindir: Bizimle konuşmayan hep bizden konuşur. Ama biz, konuşmayanın değil; duruşunu kaybetmeyenin tarafındayız.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bizimle Konuşmayanda Hep Bizden Konuşur</span><br />
<br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Bizimle konuşmayan hep bizden konuşur. Çünkü yüzümüze bakıp tek cümle kuramayanlar, arkamızdan sayfalarca hikaye yazar. Bu bir suskunluk değil; düpedüz kaçıştır. Cesaretin olmadığı yerde dedikodu başlar.<br />
Konuşmak sorumluluk ister. Hesap vermeyi, yanlış anlaşılmayı, gerekirse özür dilemeyi göze almak ister. Bizimle konuşmayan insan bunların hiçbirine yanaşmaz. O yüzden sözü muhatabına değil, ortalığa savurur. Ortalıkta söylenen her söz, sahibinin karakterini ele verir.<br />
Bizimle konuşmayanlar genelde kendini temize çıkarmaya çalışır. Gerçeği öğrenmek gibi bir dertleri yoktur; çünkü gerçek işlerine gelmez. Dinlerlerse bozulacak düzenlerini korumak için susar, ama susarken içten içe konuşurlar. O konuşma da bize çıkar.<br />
Bu insanlar hep yanlış anlaşılmıştır, ama kimseyi doğru anlamaya niyetleri yoktur. Hep mağdurdurlar, ama kimseye zarar vermediklerini iddia ederler. Oysa en büyük zarar, yüzüne söylenmeyen sözdür. Arkadan konuşulan her cümle, bilinçli bir tercihtir.<br />
Bizimle konuşmayanın bizden konuşması tesadüf değildir. Bu, aynaya bakamayanların alışkanlığıdır. Kendi eksikliğini görmek yerine başkasının adını ağızdan düşürmez. Çünkü başkasını konuşmak, kendinle yüzleşmekten daha kolaydır.<br />
Şunu net söyleyelim: Her sessizlik erdem değildir. Bazı sessizlikler korkaktır, bazıları sinsidir. Ve bu sessizlikler çoğu zaman iftirayla sonuçlanır. Çünkü susarak biriktirilen her şey, en çirkin yerden patlar.<br />
Biz kimseyle laf yarışına girmiyoruz. Bizimle konuşmayanın sözünü de ciddiye almıyoruz. Mesafe koyuyoruz. Çünkü mesafe, karakteri olmayan sözlerden daha temiz, daha güvenlidir.<br />
Son sözüm ise açık ve kesindir: Bizimle konuşmayan hep bizden konuşur. Ama biz, konuşmayanın değil; duruşunu kaybetmeyenin tarafındayız.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6379</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 18:07:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=257">eFe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=6379</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><a href="https://hizliresim.com/q0tlh1n" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/q0tlh1n.png" loading="lazy"  alt="[Resim: q0tlh1n.png]" class="mycode_img" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><span style="color: Red;" class="mycode_color">Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan’a Bir Gönül Cevabı</span><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Rahmet Ayına Dair Derin Bir Tefekkür</span><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">“Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…”</span><br />
Bu hitap, sadece bir karşılama cümlesi değil; asırlardır mümin gönüllerin ortak heyecanıdır. Ramazan geldiğinde zaman değişmez belki ama insan değişir. Sokaklar aynı sokak, evler aynı evdir; fakat kalpler daha yumuşak, gözler daha nemli, dualar daha içtendir. Bu yüzden Ramazan’a yazılan her yazı, aslında kalbin konuşmasıdır.<br />
Senin kaleme aldığın Ramazan yazısı; rahmet, mağfiret ve bereket iklimini hatırlatan bir davet niteliğinde. Şimdi bu davete bir cevap, bir gönül yankısı olarak Ramazan’ın anlamını biraz daha derinleştirelim.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan: İlahi Davetin Zamanı</span><br />
Ramazan, sıradan bir zaman dilimi değildir. O, ilahi bir davetin kapılarının ardına kadar açıldığı aydır. Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bu mübarek zaman, insanlık için bir rehberin gönderildiği aydır. Kur'an-ı Kerim’in nüzulü, Ramazan’ı diğer bütün aylardan ayırır.<br />
Kur’an’ın inmeye başladığı bir ayın sıradan olması düşünülemez. Çünkü Kur’an sadece okunacak bir kitap değil; yaşanacak bir hayattır. Ramazan ise Kur’an’la yeniden buluşma, onu yeniden anlama ve hayatımıza yeniden taşıma fırsatıdır.<br />
Ramazan geldiğinde evlerde mukabele sesleri yükselir. Sayfalar çevrilirken sadece harfler değil, kalpler de çevrilir. Her ayet, insanın içine bir ışık düşürür. Her sure, ruhu biraz daha arındırır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Oruç: Açlık Değil, Arınma</span><br />
Ramazan denildiğinde akla ilk gelen ibadet oruçtur. Ancak oruç, sadece yemekten ve içmekten uzak durmak değildir. Oruç; nefsi eğitme sanatıdır. İnsan gün boyunca aç kalırken aslında nefsine “dur” demeyi öğrenir.<br />
Bu eğitim, insanı sabra alıştırır. Açlık, fakirin halini anlamayı sağlar. Susuzluk, nimetin kıymetini öğretir. Bir yudum suyun ne kadar değerli olduğunu ancak oruçlu bir insan tam anlamıyla hisseder.<br />
Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) orucun sadece mideyle değil, bütün azalarla tutulması gerektiğini öğretmiştir. Dil kötü sözden, göz haramdan, kulak dedikodudan uzak durmalıdır. İşte o zaman oruç gerçek anlamına ulaşır.<br />
Ramazan’da insan, sadece bedenini değil; kalbini de aç bırakmalıdır. Kin ve nefretle dolu bir kalp, Ramazan’ın ruhuna uygun değildir. Bu ay; affetmenin, barışmanın ve helalleşmenin ayıdır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Sahur ve İftar: Manevi Zaman Dilimleri</span><br />
Sahur vakti, gecenin en bereketli zamanıdır. Herkes uykudayken bir mümin, Rabbinin huzurunda uyanıktır. O saatlerde yapılan dua, edilen istiğfar farklıdır. Sessizlikte edilen dua daha derindir.<br />
Sahur; sadece mideyi doyurma değil, niyeti tazeleme vaktidir. “Ya Rabbi, senin rızan için oruç tutuyorum” diyebilmenin huzurudur.<br />
İftar ise sabrın ödülüdür. Gün boyu nefsine hakim olan insan, ezan sesiyle birlikte Rabbine şükreder. O ilk hurma, o ilk yudum su… Sadece bedeni değil, ruhu da diriltir.<br />
İftar sofraları aynı zamanda paylaşma sofralarıdır. Kalabalık sofralarda birlik hissi güçlenir. Dualar birlikte edilir. Sofranın bereketi, kalplerin birleşmesinden gelir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan Mesajları</span><br />
Ramazan’ın gelişi, gönüllerde sevinç dalgası oluşturur. İşte bu mübarek ayı karşılamak için söylenebilecek anlamlı mesajlardan bazıları:<br />
🌙 Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan… Gönüllerimize rahmet, sofralarımıza bereket, hayatımıza huzur getirdin.<br />
🌙 Ey sabır ve şükür ayı, kalbimize yeniden iman tazeliği ver.<br />
🌙 Hoş geldin ya Ramazan… Günahlarımızı yak, dualarımızı kabul eyle.<br />
🌙 Ey affın kapılarının sonuna kadar açıldığı ay, bizi de affedilen kullarından eyle.<br />
🌙 Hoş geldin rahmet ayı… Kalplerimizi Kur’an nuruyla aydınlat.<br />
🌙 Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan… Soframızda hurma, gönlümüzde dua eksik olmasın.<br />
🌙 Ey on bir ayın sultanı, bizi kendine layık kullardan eyle.<br />
Bu mesajlar sadece birer cümle değil; birer dua, birer niyazdır. Ramazan’ı karşılamak, aslında kendimizi yenilemeye niyet etmektir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan ve Toplumsal Diriliş</span><br />
Ramazan sadece bireysel ibadet ayı değildir. Aynı zamanda toplumsal bir diriliş zamanıdır. Zekâtlar verilir, fitreler dağıtılır, ihtiyaç sahipleri gözetilir.<br />
Ramazan, zengini fakire yaklaştırır. Aç kalmak, empati kurmayı öğretir. İnsan başkasının derdini daha iyi anlar. Bu yüzden Ramazan’da yardım faaliyetleri artar, gönüller yumuşar.<br />
Toplumda kırgınlıklar azalır. Küslükler sona erer. Çünkü Ramazan barış ayıdır. Bu ayda yapılan bir barışma, belki yılların yükünü hafifletir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Kadir Gecesi: Zamanın Zirvesi</span><br />
Ramazan’ın kalbi Kadir Gecesi’dir. Kur’an’da “bin aydan daha hayırlı” olduğu bildirilen bu gece, ilahi rahmetin zirveye ulaştığı bir andır.<br />
Bu geceyi ibadetle geçirmek, bir ömre bedel sevap kazandırır. Ama asıl önemli olan; o gecenin ruhunu yakalayabilmektir. Tefekkür etmek, geçmişi muhasebe etmek, gözyaşıyla dua etmek…<br />
Kadir Gecesi, insanın Rabbine en yakın olduğu anlardandır. O gece edilen samimi bir dua, hayatın yönünü değiştirebilir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan: Nefisle Mücadele Okulu</span><br />
Ramazan bir mekteptir. Bu mektepte sabır öğretilir. Bu mektepte şükür öğretilir. Bu mektepte tevazu öğretilir.<br />
Modern hayatın koşuşturması içinde insan çoğu zaman kendini unutur. Ramazan ise insanı yavaşlatır. Nefes aldırır. Düşündürür. “Ben kimim? Nereye gidiyorum? Hayatımın amacı ne?” sorularını hatırlatır.<br />
Bu soruların cevabı, Ramazan gecelerinde daha net duyulur.<br />
Ramazan’ın Kadınlara, Aileye ve Çocuklara Etkisi<br />
Ramazan’ın bereketi en çok evlerde hissedilir. Sofra hazırlıkları, iftar telaşı, sahur heyecanı… Çocuklar için Ramazan unutulmaz bir hatıradır.<br />
Anne ve babalar, bu ayı bir eğitim fırsatı olarak değerlendirebilir. Çocuklara orucun anlamı anlatılabilir. Paylaşmanın güzelliği gösterilebilir.<br />
Ramazan’da kurulan aile sofraları, sadece yemek için değil; birlik için kurulur. Birlikte yapılan dua, aile bağlarını güçlendirir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan’ı Gerçekten Yaşayabilmek</span><br />
Ramazan’ı hakkıyla yaşamak için bilinç gerekir. Oruç sadece aç kalmak değildir. Kur’an okumak sadece seslendirmek değildir. Namaz sadece hareket değildir.<br />
Ramazan’ı yaşamak; kalbi arındırmaktır. Kırdığımız kalpler varsa onarmaktır. Haksızlık yaptıysak telafi etmektir.<br />
Bu ay, geçmişin muhasebesini yapmak için bir fırsattır. “Ben bu yıl nasıl bir kul oldum?” sorusunu sormak gerekir.<br />
Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan: Bir Dua Daha<br />
Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…<br />
Bize sabrı öğret.<br />
Bize merhameti öğret.<br />
Bize paylaşmayı öğret.<br />
Kalbimizi Kur’an’la dirilt.<br />
Nefsimizi terbiye et.<br />
Bizi affedilen kullarından eyle.<br />
Bu dua, aslında her müminin duasıdır.<br />
Ramazan Bir Veda Ayıdır Aynı Zamanda<br />
Ramazan’a “hoş geldin” derken bir yandan da onun geçici olduğunu biliriz. Otuz gün su gibi akıp gider. İşte bu yüzden her günü kıymetlidir.<br />
Ramazan’ın sonuna yaklaşırken kalpte bir hüzün başlar. Çünkü insan bu manevi atmosferden ayrılmak istemez. Ama asıl önemli olan; Ramazan’dan sonra da Ramazan ruhunu koruyabilmektir.<br />
Eğer Ramazan bizi değiştirmediyse, bir şeyleri eksik yaşamış olabiliriz.<br />
<a href="https://hizliresim.com/q0tlh1n" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/q0tlh1n.png" loading="lazy"  alt="[Resim: q0tlh1n.png]" class="mycode_img" /></a><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan Kalpte Başlar</span><br />
Ramazan takvimde değil, kalpte başlar. Oruç midede değil, niyette tutulur. Dua dudakta değil, gönülde edilir.<br />
“Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan” demek; aslında “Hoş geldin arınma fırsatı, hoş geldin yeni başlangıç” demektir.<br />
Ramazan, yeniden doğuş ayıdır. Günahların affı için bir umut kapısıdır. Rahmetin yağmur gibi yağdığı bir mevsimdir.<br />
Rabbim bu mübarek ayı hakkıyla yaşamayı nasip etsin. Kalplerimizi Kur’an nuruyla aydınlatsın. Oruçlarımızı kabul, dualarımızı makbul eylesin.<br />
Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek olsun.</span></span><br />
<br />
<a href="https://www.sohbetislam.com/hos-geldin-ya-sehr-i-ramazan.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">https://www.sohbetislam.com/hos-geldin-ya-sehr-i-ramazan.html</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><a href="https://hizliresim.com/q0tlh1n" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/q0tlh1n.png" loading="lazy"  alt="[Resim: q0tlh1n.png]" class="mycode_img" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font"><span style="color: Red;" class="mycode_color">Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan’a Bir Gönül Cevabı</span><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Rahmet Ayına Dair Derin Bir Tefekkür</span><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">“Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…”</span><br />
Bu hitap, sadece bir karşılama cümlesi değil; asırlardır mümin gönüllerin ortak heyecanıdır. Ramazan geldiğinde zaman değişmez belki ama insan değişir. Sokaklar aynı sokak, evler aynı evdir; fakat kalpler daha yumuşak, gözler daha nemli, dualar daha içtendir. Bu yüzden Ramazan’a yazılan her yazı, aslında kalbin konuşmasıdır.<br />
Senin kaleme aldığın Ramazan yazısı; rahmet, mağfiret ve bereket iklimini hatırlatan bir davet niteliğinde. Şimdi bu davete bir cevap, bir gönül yankısı olarak Ramazan’ın anlamını biraz daha derinleştirelim.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan: İlahi Davetin Zamanı</span><br />
Ramazan, sıradan bir zaman dilimi değildir. O, ilahi bir davetin kapılarının ardına kadar açıldığı aydır. Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı bu mübarek zaman, insanlık için bir rehberin gönderildiği aydır. Kur'an-ı Kerim’in nüzulü, Ramazan’ı diğer bütün aylardan ayırır.<br />
Kur’an’ın inmeye başladığı bir ayın sıradan olması düşünülemez. Çünkü Kur’an sadece okunacak bir kitap değil; yaşanacak bir hayattır. Ramazan ise Kur’an’la yeniden buluşma, onu yeniden anlama ve hayatımıza yeniden taşıma fırsatıdır.<br />
Ramazan geldiğinde evlerde mukabele sesleri yükselir. Sayfalar çevrilirken sadece harfler değil, kalpler de çevrilir. Her ayet, insanın içine bir ışık düşürür. Her sure, ruhu biraz daha arındırır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Oruç: Açlık Değil, Arınma</span><br />
Ramazan denildiğinde akla ilk gelen ibadet oruçtur. Ancak oruç, sadece yemekten ve içmekten uzak durmak değildir. Oruç; nefsi eğitme sanatıdır. İnsan gün boyunca aç kalırken aslında nefsine “dur” demeyi öğrenir.<br />
Bu eğitim, insanı sabra alıştırır. Açlık, fakirin halini anlamayı sağlar. Susuzluk, nimetin kıymetini öğretir. Bir yudum suyun ne kadar değerli olduğunu ancak oruçlu bir insan tam anlamıyla hisseder.<br />
Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) orucun sadece mideyle değil, bütün azalarla tutulması gerektiğini öğretmiştir. Dil kötü sözden, göz haramdan, kulak dedikodudan uzak durmalıdır. İşte o zaman oruç gerçek anlamına ulaşır.<br />
Ramazan’da insan, sadece bedenini değil; kalbini de aç bırakmalıdır. Kin ve nefretle dolu bir kalp, Ramazan’ın ruhuna uygun değildir. Bu ay; affetmenin, barışmanın ve helalleşmenin ayıdır.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Sahur ve İftar: Manevi Zaman Dilimleri</span><br />
Sahur vakti, gecenin en bereketli zamanıdır. Herkes uykudayken bir mümin, Rabbinin huzurunda uyanıktır. O saatlerde yapılan dua, edilen istiğfar farklıdır. Sessizlikte edilen dua daha derindir.<br />
Sahur; sadece mideyi doyurma değil, niyeti tazeleme vaktidir. “Ya Rabbi, senin rızan için oruç tutuyorum” diyebilmenin huzurudur.<br />
İftar ise sabrın ödülüdür. Gün boyu nefsine hakim olan insan, ezan sesiyle birlikte Rabbine şükreder. O ilk hurma, o ilk yudum su… Sadece bedeni değil, ruhu da diriltir.<br />
İftar sofraları aynı zamanda paylaşma sofralarıdır. Kalabalık sofralarda birlik hissi güçlenir. Dualar birlikte edilir. Sofranın bereketi, kalplerin birleşmesinden gelir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan Mesajları</span><br />
Ramazan’ın gelişi, gönüllerde sevinç dalgası oluşturur. İşte bu mübarek ayı karşılamak için söylenebilecek anlamlı mesajlardan bazıları:<br />
🌙 Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan… Gönüllerimize rahmet, sofralarımıza bereket, hayatımıza huzur getirdin.<br />
🌙 Ey sabır ve şükür ayı, kalbimize yeniden iman tazeliği ver.<br />
🌙 Hoş geldin ya Ramazan… Günahlarımızı yak, dualarımızı kabul eyle.<br />
🌙 Ey affın kapılarının sonuna kadar açıldığı ay, bizi de affedilen kullarından eyle.<br />
🌙 Hoş geldin rahmet ayı… Kalplerimizi Kur’an nuruyla aydınlat.<br />
🌙 Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan… Soframızda hurma, gönlümüzde dua eksik olmasın.<br />
🌙 Ey on bir ayın sultanı, bizi kendine layık kullardan eyle.<br />
Bu mesajlar sadece birer cümle değil; birer dua, birer niyazdır. Ramazan’ı karşılamak, aslında kendimizi yenilemeye niyet etmektir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan ve Toplumsal Diriliş</span><br />
Ramazan sadece bireysel ibadet ayı değildir. Aynı zamanda toplumsal bir diriliş zamanıdır. Zekâtlar verilir, fitreler dağıtılır, ihtiyaç sahipleri gözetilir.<br />
Ramazan, zengini fakire yaklaştırır. Aç kalmak, empati kurmayı öğretir. İnsan başkasının derdini daha iyi anlar. Bu yüzden Ramazan’da yardım faaliyetleri artar, gönüller yumuşar.<br />
Toplumda kırgınlıklar azalır. Küslükler sona erer. Çünkü Ramazan barış ayıdır. Bu ayda yapılan bir barışma, belki yılların yükünü hafifletir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Kadir Gecesi: Zamanın Zirvesi</span><br />
Ramazan’ın kalbi Kadir Gecesi’dir. Kur’an’da “bin aydan daha hayırlı” olduğu bildirilen bu gece, ilahi rahmetin zirveye ulaştığı bir andır.<br />
Bu geceyi ibadetle geçirmek, bir ömre bedel sevap kazandırır. Ama asıl önemli olan; o gecenin ruhunu yakalayabilmektir. Tefekkür etmek, geçmişi muhasebe etmek, gözyaşıyla dua etmek…<br />
Kadir Gecesi, insanın Rabbine en yakın olduğu anlardandır. O gece edilen samimi bir dua, hayatın yönünü değiştirebilir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan: Nefisle Mücadele Okulu</span><br />
Ramazan bir mekteptir. Bu mektepte sabır öğretilir. Bu mektepte şükür öğretilir. Bu mektepte tevazu öğretilir.<br />
Modern hayatın koşuşturması içinde insan çoğu zaman kendini unutur. Ramazan ise insanı yavaşlatır. Nefes aldırır. Düşündürür. “Ben kimim? Nereye gidiyorum? Hayatımın amacı ne?” sorularını hatırlatır.<br />
Bu soruların cevabı, Ramazan gecelerinde daha net duyulur.<br />
Ramazan’ın Kadınlara, Aileye ve Çocuklara Etkisi<br />
Ramazan’ın bereketi en çok evlerde hissedilir. Sofra hazırlıkları, iftar telaşı, sahur heyecanı… Çocuklar için Ramazan unutulmaz bir hatıradır.<br />
Anne ve babalar, bu ayı bir eğitim fırsatı olarak değerlendirebilir. Çocuklara orucun anlamı anlatılabilir. Paylaşmanın güzelliği gösterilebilir.<br />
Ramazan’da kurulan aile sofraları, sadece yemek için değil; birlik için kurulur. Birlikte yapılan dua, aile bağlarını güçlendirir.<br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan’ı Gerçekten Yaşayabilmek</span><br />
Ramazan’ı hakkıyla yaşamak için bilinç gerekir. Oruç sadece aç kalmak değildir. Kur’an okumak sadece seslendirmek değildir. Namaz sadece hareket değildir.<br />
Ramazan’ı yaşamak; kalbi arındırmaktır. Kırdığımız kalpler varsa onarmaktır. Haksızlık yaptıysak telafi etmektir.<br />
Bu ay, geçmişin muhasebesini yapmak için bir fırsattır. “Ben bu yıl nasıl bir kul oldum?” sorusunu sormak gerekir.<br />
Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan: Bir Dua Daha<br />
Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…<br />
Bize sabrı öğret.<br />
Bize merhameti öğret.<br />
Bize paylaşmayı öğret.<br />
Kalbimizi Kur’an’la dirilt.<br />
Nefsimizi terbiye et.<br />
Bizi affedilen kullarından eyle.<br />
Bu dua, aslında her müminin duasıdır.<br />
Ramazan Bir Veda Ayıdır Aynı Zamanda<br />
Ramazan’a “hoş geldin” derken bir yandan da onun geçici olduğunu biliriz. Otuz gün su gibi akıp gider. İşte bu yüzden her günü kıymetlidir.<br />
Ramazan’ın sonuna yaklaşırken kalpte bir hüzün başlar. Çünkü insan bu manevi atmosferden ayrılmak istemez. Ama asıl önemli olan; Ramazan’dan sonra da Ramazan ruhunu koruyabilmektir.<br />
Eğer Ramazan bizi değiştirmediyse, bir şeyleri eksik yaşamış olabiliriz.<br />
<a href="https://hizliresim.com/q0tlh1n" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.hizliresim.com/q0tlh1n.png" loading="lazy"  alt="[Resim: q0tlh1n.png]" class="mycode_img" /></a><br />
<span style="color: red;" class="mycode_color">Ramazan Kalpte Başlar</span><br />
Ramazan takvimde değil, kalpte başlar. Oruç midede değil, niyette tutulur. Dua dudakta değil, gönülde edilir.<br />
“Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan” demek; aslında “Hoş geldin arınma fırsatı, hoş geldin yeni başlangıç” demektir.<br />
Ramazan, yeniden doğuş ayıdır. Günahların affı için bir umut kapısıdır. Rahmetin yağmur gibi yağdığı bir mevsimdir.<br />
Rabbim bu mübarek ayı hakkıyla yaşamayı nasip etsin. Kalplerimizi Kur’an nuruyla aydınlatsın. Oruçlarımızı kabul, dualarımızı makbul eylesin.<br />
Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek olsun.</span></span><br />
<br />
<a href="https://www.sohbetislam.com/hos-geldin-ya-sehr-i-ramazan.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">https://www.sohbetislam.com/hos-geldin-ya-sehr-i-ramazan.html</span></a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>