<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forumki.Com - Kadın Sağlığı ]]></title>
		<link>https://www.forumki.com/</link>
		<description><![CDATA[Forumki.Com - https://www.forumki.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 04:45:50 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Dik durmanız için 5 neden Sağlık]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=2595</link>
			<pubDate>Wed, 22 Nov 2023 20:18:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=0">GiZeM</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=2595</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Dik durmanız için 5 neden</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Dik durmanın özgüven üzerinde her zaman görünmez bir gücü vardır. Düzgün bir omurganın yaşamınızdaki olumlu etkilerini sizin için listeledik.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İster iş görüşmesi olsun, isterse doğum günü partisi organize ediyor olun, hepimizin yaşamında gözlerin üzerimizde olduğu anlar vardır ve tam da o anlarda biraz daha fazla özgüvene ihtiyaç duyarız.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Uzmanlara göre, özgüvene sahip olmak o kadar da zor değil. Sadece omurganızı dik tuttuğunuzda bile özgüveniniz artar. Önerilerimize göz atın.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1. Dik durmak güvensizliğinizi gizler.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Uzmanlara görüşme esnasında boyunuza dokunmak özgüven eksikliğini gösteriyor. Aslında bu oldukça ilkel bir tepki. Beden strese girdiğinde şahdamarını korumak için elini boynuna götürme ihtiyacı hissediyor. Ellerinizin kucağınızda olmasına dikkat edin.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2. İnsanlar sizi ciddiye alır.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Gergin olduğumuzda öne doğru kıvrılmamız normaldir, böylece daha küçük göründüğümüzü ve dikkat çekmediğimizi düşünürüz. Fakat uzmanlar gergin bile olsak dik durmamız gerektiğini söylüyor. Böylece karşımızdaki kişi bizi ciddiye alır ve fikirlerimize önem verir.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">3. Kendinizi daha yetkin hissedersiniz.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Araştırmalar “olumlu” bakış açısı ve dik duruşun kendimizle ilgili düşüncelerimizi, yeteneklerimizle ilgili görüşlerimizi iyi yönde etkilediğini gösteriyor.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">4. Enerjiniz artar.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Uzun saatler oturduktan sonra, ayağa kalkıp dik durmak ve esnemek enerjinizi arttırır. Aynı zamanda stresi de azaltır. Yani gün içinde egzersiz olarak bol bol ayağa kalkıp dik durma egzersizi yapın.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">5. Nefesi düzenler.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Dik durmak oksijen alımını arttırır. Daha iyi nefes almaksa sizi daha sakin ve özgüvenli yapar. Dik durarak o zorlu mülakat ya da sunum sizin için çok kolay olacak.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Özgüveni arttıran başka ipuçlarınız mı var? Bizimle paylaşın.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Alıntıdır</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Dik durmanız için 5 neden</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Dik durmanın özgüven üzerinde her zaman görünmez bir gücü vardır. Düzgün bir omurganın yaşamınızdaki olumlu etkilerini sizin için listeledik.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">İster iş görüşmesi olsun, isterse doğum günü partisi organize ediyor olun, hepimizin yaşamında gözlerin üzerimizde olduğu anlar vardır ve tam da o anlarda biraz daha fazla özgüvene ihtiyaç duyarız.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Uzmanlara göre, özgüvene sahip olmak o kadar da zor değil. Sadece omurganızı dik tuttuğunuzda bile özgüveniniz artar. Önerilerimize göz atın.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">1. Dik durmak güvensizliğinizi gizler.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Uzmanlara görüşme esnasında boyunuza dokunmak özgüven eksikliğini gösteriyor. Aslında bu oldukça ilkel bir tepki. Beden strese girdiğinde şahdamarını korumak için elini boynuna götürme ihtiyacı hissediyor. Ellerinizin kucağınızda olmasına dikkat edin.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">2. İnsanlar sizi ciddiye alır.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Gergin olduğumuzda öne doğru kıvrılmamız normaldir, böylece daha küçük göründüğümüzü ve dikkat çekmediğimizi düşünürüz. Fakat uzmanlar gergin bile olsak dik durmamız gerektiğini söylüyor. Böylece karşımızdaki kişi bizi ciddiye alır ve fikirlerimize önem verir.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">3. Kendinizi daha yetkin hissedersiniz.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Araştırmalar “olumlu” bakış açısı ve dik duruşun kendimizle ilgili düşüncelerimizi, yeteneklerimizle ilgili görüşlerimizi iyi yönde etkilediğini gösteriyor.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">4. Enerjiniz artar.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Uzun saatler oturduktan sonra, ayağa kalkıp dik durmak ve esnemek enerjinizi arttırır. Aynı zamanda stresi de azaltır. Yani gün içinde egzersiz olarak bol bol ayağa kalkıp dik durma egzersizi yapın.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">5. Nefesi düzenler.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Dik durmak oksijen alımını arttırır. Daha iyi nefes almaksa sizi daha sakin ve özgüvenli yapar. Dik durarak o zorlu mülakat ya da sunum sizin için çok kolay olacak.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Özgüveni arttıran başka ipuçlarınız mı var? Bizimle paylaşın.</span></span></div>
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: small;" class="mycode_size">Alıntıdır</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[A’dan z’ye bölgesel zayıflama]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=611</link>
			<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 22:29:13 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=11">PeRi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=611</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/100060.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 100060.jpg]" class="mycode_img" />A’dan z’ye bölgesel zayıflama<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaz kapıdan baktırır pozitif yağları yaktırır...</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spor ve diyetle yağlardan kurtulamazsınız… </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaz gelmeden kilolardan kurtulun...</span><br />
<br />
Yaz ayları yaklaştıkça kışın alınan kilolardan kurtulma telaşı da beraberinde geliyor. Kimimiz vücudunun genelindeki kimimiz de bölgesel kilolardan şikayetçi. Yöresel zayıflamayı istek eden fakat, seçeneklerin çokluğu sebebiyle kafası karışanlara uzmanlardan destek almasını öneriyoruz.<br />
<br />
Yöresel zayıflama kilo azaltma yöntemi değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?</span><br />
<br />
En ilk kez söylenmesi gereken temelde bir kilo azaltma yöntemi olmadığıdır. Vücudun kesin bölgelerinde birikmiş olan yağların azaltılması amacıyla kullanılan yöntemlere verilen genel isimdir.<br />
<br />
Her bireyin farklı bir anatomik yapı vardır. Genetik, içsel ve dışsal sebepler de yıllar içinde bu yapının üstüne eklendiğinde öyle çoğumuzda yağlanma başlar ve bu yağlanma da vücutta türdeş dağılmaz, başlıca alanlarda daha çok depolanır. Bu biriken yağ dokuları da spor ve diyetle maalesef istek edildiği değin azaltılamazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BÖLGEDEN UZAKLAŞTIRMA</span>…<br />
<br />
Bölgesel zayıflama yöntemlerinin tümü fiilen o bölgedeki yağ hücrelerinin büzüştürülerek, parçalanarak veya eritilerek o bölgeden uzaklaştırılması esasına dayanır. Bu işlemlerden herhangi biri uygulandıktan daha sonra da diyet ve spor yapılması, parçalanmış yağ hücrelerinin o bölgelerden atılmasını kolaylaştırdıkları için hastalara mutlaka önerilmelidir. Bu tavsiyeye uyan hastalarda tedavi başarısı çok artar.<br />
<br />
İdeal olanı, bölgesel yağlanma problemi olan hastanın perhiz ve spor ile vücudunu şekillendirmesi, kalan yağlanmaların da uzman doktorunun önerisiyle doğru metod seçilerek o bölgeye uygulanmasıdır.<br />
<br />
Yöresel zayıflama metodları son yıllarda artan bir şekilde artmaktadır. Temelde 2 öbür grupta toplanırlar:<br />
<br />
- İnvazif (girişimsel, cerrahi) metodlar<br />
<br />
- Non-invazif (girişimsel, cerrahi olmayan) metodlar<br />
<br />
Girişimsel (cerrahi) metodlar; liposuction, lazer lipoliz, mezoterapi gibi metodlardır. Girişimsel (cerrahi) olmayan metodlar ise; pressoterapi, lenf drenaj masajı, ozon sauna, infrared, kavitasyon, cryolipoliz gibi metodlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SOĞUK LİPOLİZ NEDİR?</span><br />
<br />
Bahsettiğimiz girişimsel olmayan metodların içinde bulunan en yeni, FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) tasdikli metodlardan biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasıl çalışır?</span><br />
<br />
Özel başlıkları başvuru formu alanına yerleştirilir. Başlık, vakum yaparak cilt ve deri altı dokusunu kendine dürüst çekerek o bölgedeki kan dolaşımını bir arz azaltır ve yağ dokuları dingin hale getirilir. Özel bir teknoloji tamamen o dokuları kontrollü bir şekilde kesin bir zaman diliminde yaklaşık + 2 ila – 8 C arasında soğutur. aynı zamanda öteki dokuları gözetmek ve onlara hasar vermemek için onları da kısmen izole ederek çalışır.<br />
<br />
Cilt altı dokusu, subkutan doku dediğimiz alanda bulunan yağ hücreleri (adipositler) soğuğa karşı çok hassastırlar, çevrelerinde bulunan damarlar, sinirler ve öteki dokular bu yağ hücrelerine oranla soğuğa aleyhinde fazla daha eksik duyarlıdırlar. Bu sebeple çevre doku sağlam bırakılarak yalnızca yağ hücrelerinin etkilenmesi sağlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yağ hücreleri nasıl değil edilir?</span><br />
<br />
Esas etkisi soğuk ile yağ hücrelerinin donmasını, kristalize olmasını sağlayarak o hücrelerin ölmesi ve yavaş yavaş vücuttan lenf ve kan aracılığıyla atılması esasına dayanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaç seans uygulanmalıdır?</span><br />
<br />
Tek seanslık bir uygulamadır. Oysa aşırı yağ dokusuna sahip olanlarda arasında 2 ay dek bir süre bırakılmak üzere 3 seansa değin kullanım yapılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuçları nelerdir?</span><br />
<br />
İşlem yapılan alanda işlemden yaklaşık 3 hafta dek sonradan birincil etkiler görülmeye başlar ve yaklaşık 4. ayın sonuna değin devam eder. 4. ayın sonunda artık cisim son halini almıştır. Sıradan daralma, işlem yapılan alan ve yağ dokusunun kalınlığına kadar değişmekle birlikte 2 ila 15 cm. arasında olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uygulama süresi nedir?</span><br />
<br />
Bölgelere göre farklılıklar göstermekle birlikte ortalama 30-100 dakika arasındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimlere uygulanabilir?</span><br />
<br />
Vücutta aşırı ya da yaygın yağlanması olanlar ve obez kişiler yerinde değildir. başkaca kalan herkese, bayan erkek farkı olmadan operasyon yapılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlemde ve ardından ne hissedilir?</span><br />
<br />
İşlem sırasında hasta sızı, acı hissetmez. Kullanılan özel jeller ve örtüler bir uçtan bir uca sadece hafif soğukluk, serinlik hissedebilir. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, kitap okuyabilir, bilgisayar ile çalışabilir.<br />
<br />
İşlem bittikten sonradan o bölgede hafif kızarıklık ve uyuşukluk oluşabilir. Dakikalar veya saatler içinde geçecektir. Az sayıda hastada morluk oluşabilir, fakat o da hiçbir iz bırakmadan takriben 1 hafta içinde düzelecektir.<br />
<br />
En neşeli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına anında dönebilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkiler ne değin vakit ile kalıcı?</span><br />
<br />
Kişiler her tarafta kilo almadığı, hayat alışkanlıklarını dinç yönde değiştirdikleri sürece formlarını korurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAVİTASYON NEDİR?</span><br />
<br />
Kavitasyon, ultrason sözde bir ses dalgasının bir el başlığı ile deri üzerinden uygulanması yağ dokusuna ulaşması ve yağ dokusundaki hücrelerde ani ve yüksek basınç değişiklikleri oluşturarak yağ hücrelerini parçalama prensibine dayalı cerrahi olmayan bir başka yöresel zayıflama yöntemidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hangi amaçla kullanılıyor?</span><br />
<br />
Bölgesel zayıflama nedeniyle kullanılmasının yanına çoğumuzun selülit olarak tariflediği derideki kozmetik problemin de azaltılmasında oldukça etkin sonuçlar verir. bununla beraber cilt sıkılaşmasında da etkisi olduğundan bu amaçla da kullanılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başarı Sonuçları nelerdir?</span><br />
<br />
Uygulanan bölgeye ve hastanın beden yağlanma oranına kadar değişmekle birlikte yaklaşık 2-8 cm arasında daralma ve selülit görünümünde dikkate layık ölçüde düzleşme sağlanabilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaç seans uygulanmalıdır?</span><br />
<br />
Ortalama alan başına 6-10 seans dilekçe yapılmaktadır. Başlıca haftada 2 seans ile başlanıp, haftada 1 seans ile sürdürülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlemde ne hissediliyor? Sancı hissedilir mi?</span><br />
<br />
Sancı ve acı yoktur. Yalnızca hastalar kulaklarında hafif bir çınlama sesi duyarlar. rahatsız edici bir işlem değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RADYOFREKANS NEDİR?</span><br />
<br />
Radyofrekans, bir başka cerrahi olmayan bölgesel zayıflama metodudur. Fakat sadece bölgesel zayıflama yok aynı zamanda kırışıklık tedavisi ve selülit tedavisinde de bu işlemden yararlanırız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasıl çalışır?</span><br />
<br />
Deri ve cilt altındaki su içeren dokulardaki su molekülleri ve iyonları harekete geçirerek kesin bir ısı derecesine dek kontrollü bir şekilde ısıtılır.. Hedeflenen, ısının 40-43 C arasına ulaştırılmasıdır. Bu hesaplanmış ısı derecesi kişinin öteki dokularına zarar vermeden hedeflenen alanların istenen yönde etkilenmesi sağlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hedeflenen nedir?</span><br />
<br />
Yağ hücrelerinin su düzeyi çevre dokulara kadar yüksektir. İşte bu şekilde yağ hücreleri ısıtılarak eritilebilir. Bu uygulamanın sonunda da yine eriyen yağ hücreleri lenf ve kan aracılığıyla atılır.<br />
<br />
Ayrıca kolajen doku dediğimiz deri altında bulunan cildimizin sıkı durmasını sağlayan ve ağ gibi saran dokunun da radyofrekans ile ısınarak hasarlanmasını sağlayabiliriz. Ve bu hasarı fark eden vücudumuz da bono dokusunda yer alan fibroblast denen hücrelerin aktivasyonunu arttırarak bu dokunun yenisini üretmeye başlar. Bu yeni doku eskisinden çok daha gergin ve sıkı bir doku olacaktır. Bu sayede kırışıklıklarda ciddi bir azalma sağlanacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Isının pozitif olması nasıl önleniyor?</span><br />
<br />
Tedavi boyunca özel infrared termometreler ile cilt ısısı ölçülür, böylece beğenilmeyen ısılara ulaşılmasına engel olunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zayıflama ve kırışıklıkta aynı operasyon mi yapılıyor?</span><br />
<br />
Hayır bambaşka başlıklar kullanılır. İki bambaşka başlığı vardır. Biri bipolar başlık; ancak bu takriben 5-6 mm kadar inebilen ve daha eksik derine ulaşan başlık yüz bölgesindeki kırışıklıklarda kullanılır. İkincisi monopolar başlık; oysa bu da daha derin yaklaşık 20-22 mm derinliğe ulaşabildiğinden genelde gövdede kullanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seans süreleri, sayıları ve çare aralıkları nedir?</span><br />
<br />
Yüz bölgesi uygulaması takriben 20 dk, karoser uygulamaları da çoğunlukla 40-60 dk karar sürer.<br />
<br />
Sıradan 10 seans uygulanır ve haftada 2 seans uygulama yapılır<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sızı hissedilir mi?</span><br />
<br />
Kontrollü ısınma sağlandığı için hasta yalnızca hafif ısı hisseder. Ağrı veya acı duymaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Herkese uygulanabilir mi?</span><br />
<br />
Hayır. Parkinson, MS, sara, kanser öyküsü olan hastalar, hamilelik, emzirme, kalp pili olan hastalar ve büyük metal protezi olan hastalarda uygulanamaz.<br />
<br />
Ten renginin hiçbir önemi yoktur, renk duyarlı bir cihaz değildir. Yazın bronz tene bile uygulanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlem sonrasında neler yaşanabilir?</span><br />
<br />
Hastalar hafif bir kızarıklık ve hafif bir yanma hissi ile çıkarlar. Dakikalar içerisinde geriler ve günlük hayatlarına devam edebilirler<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PRESSOTERAPİ NEDİR?</span><br />
<br />
Pressoterapi, dolaşım sistemini harekete geçiren, vücutta biriken artı değişken, yağ ve toksinlerin atılmasını kolaylaştıran, selülit tedavisi, bölgesel zayıflama ve vücut sıkılaştırma uygulamalarının etkinliğini arttıran çok fonksiyonlu bir drenaj sistemidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ne işe fayda?</span><br />
<br />
- Lenf yollarına yapmış olduğu basınç ile sirkülasyonu arttırarak metabolik atıkların elimine edilmesini kolaylaştırır.<br />
<br />
- Vücudun oksijen miktarını artırarak, dolaşım sistemini geliştirir ve ekstremitelerdeki gerginliği ortadan kaldırır.<br />
<br />
- Lenfatik ve venöz dolaşımı hızlandırarak gözenekli olan yenilenmesini kolaylaştırır.<br />
<br />
- Beden sarkmalarının toparlanmasında, kilo, varis ve ödem problemlerinde, sellülit ve bölgesel incelme tedavilerinde epeyce etkilidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ağrılı bir operasyon midir?</span><br />
<br />
Seans sürecinde herhangi bir sızı-acı hissi oluşturmaksızın bütün tersine sakinleştirici ve şen bir uygulamadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimlere uygulanabilir?</span><br />
<br />
Herhangi bir cinsiyet ve yaş farkı olmaksızın bütün erişkinlere uygulanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAPILMASI GEREKENLER…</span><br />
<br />
- Hangi bölgesel zayıflama metodunun hastaya yerinde olduğu konusunda uzman doktor kadar detaylı bir dermatolojik muayene yapılarak karar verilmelidir.<br />
<br />
- Aniden pozitif metodun bir arada kullanıldığı durumda tedavi başarısı daha da artacaktır.<br />
<br />
- Hastalara işlemden 1 hafta evvelden açtırmak üzere yağdan fakir diyet yapmaları, en düşük 2-2.5 lt dek jurnal su tüketmeleri ve mümkünse sporla desteklemeleri önerilir.<br />
<br />
- Her tür yöresel zayıflama işlemi sonrasında hasarlanmış yağ hücrelerinin atılımını kolaylaştırmak için pressoterapi veya elle masaj gibi lenf drenaj yöntemlerinden biri mutlaka uygulanmalıdır.<br />
<br />
- Hastanın karoser kitle indeksine tarafından kilo fazlası varsa beslenme uzmanı yardımı ile kilolarının azaltılması ve ardından yöresel zayıflama işlemlerinin yapılması tedavi başarısını kuşkusuz arttıracaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ankara Dermatolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/100060.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 100060.jpg]" class="mycode_img" />A’dan z’ye bölgesel zayıflama<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaz kapıdan baktırır pozitif yağları yaktırır...</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spor ve diyetle yağlardan kurtulamazsınız… </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaz gelmeden kilolardan kurtulun...</span><br />
<br />
Yaz ayları yaklaştıkça kışın alınan kilolardan kurtulma telaşı da beraberinde geliyor. Kimimiz vücudunun genelindeki kimimiz de bölgesel kilolardan şikayetçi. Yöresel zayıflamayı istek eden fakat, seçeneklerin çokluğu sebebiyle kafası karışanlara uzmanlardan destek almasını öneriyoruz.<br />
<br />
Yöresel zayıflama kilo azaltma yöntemi değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?</span><br />
<br />
En ilk kez söylenmesi gereken temelde bir kilo azaltma yöntemi olmadığıdır. Vücudun kesin bölgelerinde birikmiş olan yağların azaltılması amacıyla kullanılan yöntemlere verilen genel isimdir.<br />
<br />
Her bireyin farklı bir anatomik yapı vardır. Genetik, içsel ve dışsal sebepler de yıllar içinde bu yapının üstüne eklendiğinde öyle çoğumuzda yağlanma başlar ve bu yağlanma da vücutta türdeş dağılmaz, başlıca alanlarda daha çok depolanır. Bu biriken yağ dokuları da spor ve diyetle maalesef istek edildiği değin azaltılamazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BÖLGEDEN UZAKLAŞTIRMA</span>…<br />
<br />
Bölgesel zayıflama yöntemlerinin tümü fiilen o bölgedeki yağ hücrelerinin büzüştürülerek, parçalanarak veya eritilerek o bölgeden uzaklaştırılması esasına dayanır. Bu işlemlerden herhangi biri uygulandıktan daha sonra da diyet ve spor yapılması, parçalanmış yağ hücrelerinin o bölgelerden atılmasını kolaylaştırdıkları için hastalara mutlaka önerilmelidir. Bu tavsiyeye uyan hastalarda tedavi başarısı çok artar.<br />
<br />
İdeal olanı, bölgesel yağlanma problemi olan hastanın perhiz ve spor ile vücudunu şekillendirmesi, kalan yağlanmaların da uzman doktorunun önerisiyle doğru metod seçilerek o bölgeye uygulanmasıdır.<br />
<br />
Yöresel zayıflama metodları son yıllarda artan bir şekilde artmaktadır. Temelde 2 öbür grupta toplanırlar:<br />
<br />
- İnvazif (girişimsel, cerrahi) metodlar<br />
<br />
- Non-invazif (girişimsel, cerrahi olmayan) metodlar<br />
<br />
Girişimsel (cerrahi) metodlar; liposuction, lazer lipoliz, mezoterapi gibi metodlardır. Girişimsel (cerrahi) olmayan metodlar ise; pressoterapi, lenf drenaj masajı, ozon sauna, infrared, kavitasyon, cryolipoliz gibi metodlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SOĞUK LİPOLİZ NEDİR?</span><br />
<br />
Bahsettiğimiz girişimsel olmayan metodların içinde bulunan en yeni, FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) tasdikli metodlardan biridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasıl çalışır?</span><br />
<br />
Özel başlıkları başvuru formu alanına yerleştirilir. Başlık, vakum yaparak cilt ve deri altı dokusunu kendine dürüst çekerek o bölgedeki kan dolaşımını bir arz azaltır ve yağ dokuları dingin hale getirilir. Özel bir teknoloji tamamen o dokuları kontrollü bir şekilde kesin bir zaman diliminde yaklaşık + 2 ila – 8 C arasında soğutur. aynı zamanda öteki dokuları gözetmek ve onlara hasar vermemek için onları da kısmen izole ederek çalışır.<br />
<br />
Cilt altı dokusu, subkutan doku dediğimiz alanda bulunan yağ hücreleri (adipositler) soğuğa karşı çok hassastırlar, çevrelerinde bulunan damarlar, sinirler ve öteki dokular bu yağ hücrelerine oranla soğuğa aleyhinde fazla daha eksik duyarlıdırlar. Bu sebeple çevre doku sağlam bırakılarak yalnızca yağ hücrelerinin etkilenmesi sağlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yağ hücreleri nasıl değil edilir?</span><br />
<br />
Esas etkisi soğuk ile yağ hücrelerinin donmasını, kristalize olmasını sağlayarak o hücrelerin ölmesi ve yavaş yavaş vücuttan lenf ve kan aracılığıyla atılması esasına dayanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaç seans uygulanmalıdır?</span><br />
<br />
Tek seanslık bir uygulamadır. Oysa aşırı yağ dokusuna sahip olanlarda arasında 2 ay dek bir süre bırakılmak üzere 3 seansa değin kullanım yapılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuçları nelerdir?</span><br />
<br />
İşlem yapılan alanda işlemden yaklaşık 3 hafta dek sonradan birincil etkiler görülmeye başlar ve yaklaşık 4. ayın sonuna değin devam eder. 4. ayın sonunda artık cisim son halini almıştır. Sıradan daralma, işlem yapılan alan ve yağ dokusunun kalınlığına kadar değişmekle birlikte 2 ila 15 cm. arasında olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uygulama süresi nedir?</span><br />
<br />
Bölgelere göre farklılıklar göstermekle birlikte ortalama 30-100 dakika arasındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimlere uygulanabilir?</span><br />
<br />
Vücutta aşırı ya da yaygın yağlanması olanlar ve obez kişiler yerinde değildir. başkaca kalan herkese, bayan erkek farkı olmadan operasyon yapılabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlemde ve ardından ne hissedilir?</span><br />
<br />
İşlem sırasında hasta sızı, acı hissetmez. Kullanılan özel jeller ve örtüler bir uçtan bir uca sadece hafif soğukluk, serinlik hissedebilir. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, kitap okuyabilir, bilgisayar ile çalışabilir.<br />
<br />
İşlem bittikten sonradan o bölgede hafif kızarıklık ve uyuşukluk oluşabilir. Dakikalar veya saatler içinde geçecektir. Az sayıda hastada morluk oluşabilir, fakat o da hiçbir iz bırakmadan takriben 1 hafta içinde düzelecektir.<br />
<br />
En neşeli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına anında dönebilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkiler ne değin vakit ile kalıcı?</span><br />
<br />
Kişiler her tarafta kilo almadığı, hayat alışkanlıklarını dinç yönde değiştirdikleri sürece formlarını korurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAVİTASYON NEDİR?</span><br />
<br />
Kavitasyon, ultrason sözde bir ses dalgasının bir el başlığı ile deri üzerinden uygulanması yağ dokusuna ulaşması ve yağ dokusundaki hücrelerde ani ve yüksek basınç değişiklikleri oluşturarak yağ hücrelerini parçalama prensibine dayalı cerrahi olmayan bir başka yöresel zayıflama yöntemidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hangi amaçla kullanılıyor?</span><br />
<br />
Bölgesel zayıflama nedeniyle kullanılmasının yanına çoğumuzun selülit olarak tariflediği derideki kozmetik problemin de azaltılmasında oldukça etkin sonuçlar verir. bununla beraber cilt sıkılaşmasında da etkisi olduğundan bu amaçla da kullanılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başarı Sonuçları nelerdir?</span><br />
<br />
Uygulanan bölgeye ve hastanın beden yağlanma oranına kadar değişmekle birlikte yaklaşık 2-8 cm arasında daralma ve selülit görünümünde dikkate layık ölçüde düzleşme sağlanabilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaç seans uygulanmalıdır?</span><br />
<br />
Ortalama alan başına 6-10 seans dilekçe yapılmaktadır. Başlıca haftada 2 seans ile başlanıp, haftada 1 seans ile sürdürülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlemde ne hissediliyor? Sancı hissedilir mi?</span><br />
<br />
Sancı ve acı yoktur. Yalnızca hastalar kulaklarında hafif bir çınlama sesi duyarlar. rahatsız edici bir işlem değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RADYOFREKANS NEDİR?</span><br />
<br />
Radyofrekans, bir başka cerrahi olmayan bölgesel zayıflama metodudur. Fakat sadece bölgesel zayıflama yok aynı zamanda kırışıklık tedavisi ve selülit tedavisinde de bu işlemden yararlanırız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nasıl çalışır?</span><br />
<br />
Deri ve cilt altındaki su içeren dokulardaki su molekülleri ve iyonları harekete geçirerek kesin bir ısı derecesine dek kontrollü bir şekilde ısıtılır.. Hedeflenen, ısının 40-43 C arasına ulaştırılmasıdır. Bu hesaplanmış ısı derecesi kişinin öteki dokularına zarar vermeden hedeflenen alanların istenen yönde etkilenmesi sağlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hedeflenen nedir?</span><br />
<br />
Yağ hücrelerinin su düzeyi çevre dokulara kadar yüksektir. İşte bu şekilde yağ hücreleri ısıtılarak eritilebilir. Bu uygulamanın sonunda da yine eriyen yağ hücreleri lenf ve kan aracılığıyla atılır.<br />
<br />
Ayrıca kolajen doku dediğimiz deri altında bulunan cildimizin sıkı durmasını sağlayan ve ağ gibi saran dokunun da radyofrekans ile ısınarak hasarlanmasını sağlayabiliriz. Ve bu hasarı fark eden vücudumuz da bono dokusunda yer alan fibroblast denen hücrelerin aktivasyonunu arttırarak bu dokunun yenisini üretmeye başlar. Bu yeni doku eskisinden çok daha gergin ve sıkı bir doku olacaktır. Bu sayede kırışıklıklarda ciddi bir azalma sağlanacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Isının pozitif olması nasıl önleniyor?</span><br />
<br />
Tedavi boyunca özel infrared termometreler ile cilt ısısı ölçülür, böylece beğenilmeyen ısılara ulaşılmasına engel olunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zayıflama ve kırışıklıkta aynı operasyon mi yapılıyor?</span><br />
<br />
Hayır bambaşka başlıklar kullanılır. İki bambaşka başlığı vardır. Biri bipolar başlık; ancak bu takriben 5-6 mm kadar inebilen ve daha eksik derine ulaşan başlık yüz bölgesindeki kırışıklıklarda kullanılır. İkincisi monopolar başlık; oysa bu da daha derin yaklaşık 20-22 mm derinliğe ulaşabildiğinden genelde gövdede kullanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seans süreleri, sayıları ve çare aralıkları nedir?</span><br />
<br />
Yüz bölgesi uygulaması takriben 20 dk, karoser uygulamaları da çoğunlukla 40-60 dk karar sürer.<br />
<br />
Sıradan 10 seans uygulanır ve haftada 2 seans uygulama yapılır<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sızı hissedilir mi?</span><br />
<br />
Kontrollü ısınma sağlandığı için hasta yalnızca hafif ısı hisseder. Ağrı veya acı duymaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Herkese uygulanabilir mi?</span><br />
<br />
Hayır. Parkinson, MS, sara, kanser öyküsü olan hastalar, hamilelik, emzirme, kalp pili olan hastalar ve büyük metal protezi olan hastalarda uygulanamaz.<br />
<br />
Ten renginin hiçbir önemi yoktur, renk duyarlı bir cihaz değildir. Yazın bronz tene bile uygulanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlem sonrasında neler yaşanabilir?</span><br />
<br />
Hastalar hafif bir kızarıklık ve hafif bir yanma hissi ile çıkarlar. Dakikalar içerisinde geriler ve günlük hayatlarına devam edebilirler<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PRESSOTERAPİ NEDİR?</span><br />
<br />
Pressoterapi, dolaşım sistemini harekete geçiren, vücutta biriken artı değişken, yağ ve toksinlerin atılmasını kolaylaştıran, selülit tedavisi, bölgesel zayıflama ve vücut sıkılaştırma uygulamalarının etkinliğini arttıran çok fonksiyonlu bir drenaj sistemidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ne işe fayda?</span><br />
<br />
- Lenf yollarına yapmış olduğu basınç ile sirkülasyonu arttırarak metabolik atıkların elimine edilmesini kolaylaştırır.<br />
<br />
- Vücudun oksijen miktarını artırarak, dolaşım sistemini geliştirir ve ekstremitelerdeki gerginliği ortadan kaldırır.<br />
<br />
- Lenfatik ve venöz dolaşımı hızlandırarak gözenekli olan yenilenmesini kolaylaştırır.<br />
<br />
- Beden sarkmalarının toparlanmasında, kilo, varis ve ödem problemlerinde, sellülit ve bölgesel incelme tedavilerinde epeyce etkilidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ağrılı bir operasyon midir?</span><br />
<br />
Seans sürecinde herhangi bir sızı-acı hissi oluşturmaksızın bütün tersine sakinleştirici ve şen bir uygulamadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kimlere uygulanabilir?</span><br />
<br />
Herhangi bir cinsiyet ve yaş farkı olmaksızın bütün erişkinlere uygulanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAPILMASI GEREKENLER…</span><br />
<br />
- Hangi bölgesel zayıflama metodunun hastaya yerinde olduğu konusunda uzman doktor kadar detaylı bir dermatolojik muayene yapılarak karar verilmelidir.<br />
<br />
- Aniden pozitif metodun bir arada kullanıldığı durumda tedavi başarısı daha da artacaktır.<br />
<br />
- Hastalara işlemden 1 hafta evvelden açtırmak üzere yağdan fakir diyet yapmaları, en düşük 2-2.5 lt dek jurnal su tüketmeleri ve mümkünse sporla desteklemeleri önerilir.<br />
<br />
- Her tür yöresel zayıflama işlemi sonrasında hasarlanmış yağ hücrelerinin atılımını kolaylaştırmak için pressoterapi veya elle masaj gibi lenf drenaj yöntemlerinden biri mutlaka uygulanmalıdır.<br />
<br />
- Hastanın karoser kitle indeksine tarafından kilo fazlası varsa beslenme uzmanı yardımı ile kilolarının azaltılması ve ardından yöresel zayıflama işlemlerinin yapılması tedavi başarısını kuşkusuz arttıracaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ankara Dermatolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdominoplasti]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=603</link>
			<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 20:28:43 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=11">PeRi</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=603</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/686.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 686.jpg]" class="mycode_img" />AbdominoplastiKarın, insanın dış görünümünü etkileyen, estetik önemi olan bir bölgedir. Karın da doğum sonrası oluşan çatlaklar, karın kaslarının anatomik olarak gevşemesi sonucu karın bölgesinde dolgunluk ve sarkmalar olabilir. Abdominoplasti, orta ve alt karın bölgesindeki fazla deri ve yağ dokusunun alınmasını, karın duvarı kaslarının eski gerginliğine ulaşmasını sağlayıcı bir ameliyattır. Kişinin arzusuna bağlı olmak üzere abdominoplasti ameliyatı ile birlikte bel inceltme ya da liposuction ameliyatı da bir arada uygulanabilir.<br />
<br />
Bu ameliyat için en yerinde adaylar, iyi bir karın şekline sahip olup, diyet veya egzersizle giderilemeyen karında yağ fazlalılığı ve deri gevşekliği şikayeti olan bayan ve erkeklerdir. Abdominoplasti, birkaç gebelik sonrası karın derisi ve kasları normale dönemeyecek değin deforme olmuş kadınlar için özellikle çok yararlıdır. Cilt elastikiyetinin kaybı ile birlikte bir miktar yağlanma şikayeti olan daha ihtiyar hastalarda da bu ameliyat iyi netice vermektedir. Önemli ölçüde zayıflamayı planlayan hastalar ameliyatı ertelemelidir. aynı zamanda gelecekte gebe kalmayı düşünen kadınların, ameliyat esnasında sıkılaştırılan karın kasları gebelik ile gevşeyebileceğinden, ameliyat olmak için gebelik sonrasını beklemeleri önerilir. Abdominoplasti iki şekilde yapılabilir. Sadece daha aşağı karın bölgesinde hafif derecede çatlak ve sarkma olan kişilerde ufak-abdominoplasti uygulanır. Ciddi derecede çatlak ve sarkmış olan karınlarda total abdominoplasti işlemi uygulanır.<br />
<br />
Total abdominoplasti, tam teşekküllü bir hastanede genel hissizlik altında yapılır ve yaklaşık 3 saat süren bir ameliyattır. Karnın daha aşağı kenarında kasığın derhal üstünden bir kalça kemiğinden öteki yan kalça kemiğine değin uzanan bir kesi yapılır. Göbeği çevre dokulardan serbestleştirmek için, göbek çevresine ikinci bir kesi yapılır. Karın derisi en ince ayrıntısına kadar, kaburga kenarına değin dipteki karın kaslarının üzerinden kaldırılır. Karın kasları bir araya getirilerek sağlamlaştırılır, böylece daha sıkı bir karın duvarı ve daha ince bir bel hattı elde edilir. Karın üzerinden kaldırılan deri aşağıya içten gerilir ve fazla deri kesilerek alınır. Gerdirilen karın derisinde göbek için yeni bir delik açılarak, sapıyla serbestleştirilmiş olan göbek buraya yerleştirilip dikilir. Sonuçta, kesi hatları dikilir; pansuman örtüleri ile örtülür ve toplanabilecek pozitif sıvıyı boşaltmak için bere bölgesine dren adı verilen geçici olarak ince bir tüp yerleştirilebilir.<br />
<br />
Mini-abdominoplastide, cilt, sadece kesi hattı ile göbek deliği arasındaki bölgede kaldırılır. Deri aşağıya doğru çekilir, göbek deliğinde yer değişimi olmadan artı cilt kesilip atılır, kesi hattı dikilir.<br />
<br />
Hastanın durumuna tarafından 1-3 gün hastane bakımı gerektirir. Hasta, ameliyattan 4-5 saat daha sonra bir kişinin yardımını alarak ayağa kalkıp yürümeye başlayabilir, 2-3 gün sonra yardımsız olarak yürüyebilir. İlk hafta içinde karın bölgesine tartı binecek hareketlerden uzakta kalınması gerekir. Kişinin kendisini iyi hissetmesi halinde, 7-10 jurnal ev istirahatını takiben ofis ortamında masa başı işlerini yapabilir. Spor ve egzersizlere 1 ay sonra hafif olarak başlanabilir. Mini-abdominoplasti, total abdominoplasti ameliyatı değin geniş bir bölgeye uygulanmaz. bu nedenle ameliyat süresi ve ameliyat sonrası iyileşme süresi yarı yarıya daha kısadır.<br />
<br />
Uyguladığımız ameliyat teknikleri ile karındaki fazlalık dokuların çıkarılmasının yanı sıra göbek bölgesinin doğal kıvrımları da orijinaline yerinde bir şekilde oluşturulur. Derideki ameliyat izi, bikini ya da iç çamaşırın içinde kalacak şekilde tasarlanır. Ameliyat sıcacık dikişler ile tamamlanır, deri yüzeyinde dikiş olmaz. Ameliyat izleri birincil aylarda kırmızı renkli ve oldukça belirgindir. Bu izlerin rengi aylar içinde soluklaşarak adi deri rengine yaklaşır ve belirginliği azalır. Arzu edilmeyen gerginliğe alt olarak ortaya çıkabilen kötü izler yerel anestezi aşağıda revizyon yapılarak düzeltilebilir.<br />
<br />
Abdominoplasti uygulamasının hemencecik ardındaki karın bölgesinin görünümünde son derece çarpıcı bir düzelme dikkati çeker, yaşam kalitesinde ciddi bir çoğaltma izlenir. Abdominoplasti, sadece karın bölgesindeki pozitif ve sarkmış dokulardan kurtulmanızı sağlamakla kalmaz, kendinize olan güveninizi de arttırıcı niteliktedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMELİYAT ÖNCESİ HAZIRLIK</span><br />
<br />
Bazı ilaçlar duyu yitimi ile etkileşebilir veya tabi etkileri ameliyat ile ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Kullandığınız bütün ilaçları mutlaka doktorunuza bildiriniz. Bilhassa aspirin türevi ve kortizon taşıyan ilaçlar ameliyattan bir hafta önce kesilmelidir.<br />
<br />
Sigara bere iyileşmesini negatif etkiler. böylece ameliyat öncesi olabildiğince erken bırakılması ve ameliyat sonrası da kullanılmaması önerilir.<br />
<br />
Ameliyat öncesi herhangi bir rahatsızlığınız olursa doktorunuzu bilgilendiriniz.<br />
<br />
Ameliyatınızın adetgünlerine gelmemesine uyarı ediniz.<br />
<br />
Ameliyat günü kuytu kıyafet ile hastaneye geliniz. Makyaj yapmayınız. Takılarınızı evde bırakınız.<br />
<br />
Ameliyat öncesi gece ılık duş alınız.<br />
<br />
Eğer ameliyat öğleden önce ise gece saat 24 cilt sonra hiçbir şey yiyip içilmemelidir. Eğer öğleden daha sonra ise 6 saatlik arzu süresi göz önünde bulundurularak hafif kahvaltı edilebilir.<br />
<br />
Ameliyat saatinden 2 saat önce hastaneye yatılması, gerekli tetkiklerin yapılması (laboratuar ve görüntüleme) ve duyu yitimi doktorunuz kadar değerlendirilme için gereklidir.<br />
<br />
Hastanede kaldığınız zaman içinde refakatçi ihtiyacınız olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMELİYAT SONRASI BAKIM</span><br />
<br />
Abdominoplasti sonrası sızı bayağı olarak ortaya çıkan bir şikayettir. ağrı kesici ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Eğer ağrınız olursa, size bahşedilen reçetedeki ağrı kesiciyi alabilirsiniz. Eğer ağrınız değil ise ağrı kesici kullanmanıza gerek yoktur.<br />
<br />
Sızı karnınızdaki gerginliğe emrindeki olarak ortaya çıkar. Karnınızın gergin durmasına yol açan pozisyonlardan kaçınmanız ağrınızı azaltacaktır. Ameliyat sonrası karnınızın gerginliğini eksilmek üzere sırt üstü ve bacaklarınızı karnınıza dürüst çekerek yatmanız, yürürken hafif öne doğru eğilerek yürümeniz yerinde olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ameliyat sonrası beslenme aşağıda tanımlama edildiği şekilde olmalıdır</span><br />
<br />
14 gün katı ve kuru yiyeceklerden sakınınız.<br />
<br />
Sulu, yumuşak, ılık veya soğuk gıdaları tercih ediniz.<br />
<br />
İlk 14 gün karın içi basıncını arttıran hareketlerden (ıkınma, gülme, inleme, bağırma, aksırık gibi) sakınınız.<br />
<br />
Ameliyat sonrası 4. günden itibaren ılık duş alınabilir. Duş almadan önce yara üzerindeki bandajların durumu için doktorunuza danışınız.<br />
<br />
4 hafta her tarafında ağır fiziksel aktivitelerden sakınınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul Plastik Cerrahi uzmanlarına gelmek icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/686.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 686.jpg]" class="mycode_img" />AbdominoplastiKarın, insanın dış görünümünü etkileyen, estetik önemi olan bir bölgedir. Karın da doğum sonrası oluşan çatlaklar, karın kaslarının anatomik olarak gevşemesi sonucu karın bölgesinde dolgunluk ve sarkmalar olabilir. Abdominoplasti, orta ve alt karın bölgesindeki fazla deri ve yağ dokusunun alınmasını, karın duvarı kaslarının eski gerginliğine ulaşmasını sağlayıcı bir ameliyattır. Kişinin arzusuna bağlı olmak üzere abdominoplasti ameliyatı ile birlikte bel inceltme ya da liposuction ameliyatı da bir arada uygulanabilir.<br />
<br />
Bu ameliyat için en yerinde adaylar, iyi bir karın şekline sahip olup, diyet veya egzersizle giderilemeyen karında yağ fazlalılığı ve deri gevşekliği şikayeti olan bayan ve erkeklerdir. Abdominoplasti, birkaç gebelik sonrası karın derisi ve kasları normale dönemeyecek değin deforme olmuş kadınlar için özellikle çok yararlıdır. Cilt elastikiyetinin kaybı ile birlikte bir miktar yağlanma şikayeti olan daha ihtiyar hastalarda da bu ameliyat iyi netice vermektedir. Önemli ölçüde zayıflamayı planlayan hastalar ameliyatı ertelemelidir. aynı zamanda gelecekte gebe kalmayı düşünen kadınların, ameliyat esnasında sıkılaştırılan karın kasları gebelik ile gevşeyebileceğinden, ameliyat olmak için gebelik sonrasını beklemeleri önerilir. Abdominoplasti iki şekilde yapılabilir. Sadece daha aşağı karın bölgesinde hafif derecede çatlak ve sarkma olan kişilerde ufak-abdominoplasti uygulanır. Ciddi derecede çatlak ve sarkmış olan karınlarda total abdominoplasti işlemi uygulanır.<br />
<br />
Total abdominoplasti, tam teşekküllü bir hastanede genel hissizlik altında yapılır ve yaklaşık 3 saat süren bir ameliyattır. Karnın daha aşağı kenarında kasığın derhal üstünden bir kalça kemiğinden öteki yan kalça kemiğine değin uzanan bir kesi yapılır. Göbeği çevre dokulardan serbestleştirmek için, göbek çevresine ikinci bir kesi yapılır. Karın derisi en ince ayrıntısına kadar, kaburga kenarına değin dipteki karın kaslarının üzerinden kaldırılır. Karın kasları bir araya getirilerek sağlamlaştırılır, böylece daha sıkı bir karın duvarı ve daha ince bir bel hattı elde edilir. Karın üzerinden kaldırılan deri aşağıya içten gerilir ve fazla deri kesilerek alınır. Gerdirilen karın derisinde göbek için yeni bir delik açılarak, sapıyla serbestleştirilmiş olan göbek buraya yerleştirilip dikilir. Sonuçta, kesi hatları dikilir; pansuman örtüleri ile örtülür ve toplanabilecek pozitif sıvıyı boşaltmak için bere bölgesine dren adı verilen geçici olarak ince bir tüp yerleştirilebilir.<br />
<br />
Mini-abdominoplastide, cilt, sadece kesi hattı ile göbek deliği arasındaki bölgede kaldırılır. Deri aşağıya doğru çekilir, göbek deliğinde yer değişimi olmadan artı cilt kesilip atılır, kesi hattı dikilir.<br />
<br />
Hastanın durumuna tarafından 1-3 gün hastane bakımı gerektirir. Hasta, ameliyattan 4-5 saat daha sonra bir kişinin yardımını alarak ayağa kalkıp yürümeye başlayabilir, 2-3 gün sonra yardımsız olarak yürüyebilir. İlk hafta içinde karın bölgesine tartı binecek hareketlerden uzakta kalınması gerekir. Kişinin kendisini iyi hissetmesi halinde, 7-10 jurnal ev istirahatını takiben ofis ortamında masa başı işlerini yapabilir. Spor ve egzersizlere 1 ay sonra hafif olarak başlanabilir. Mini-abdominoplasti, total abdominoplasti ameliyatı değin geniş bir bölgeye uygulanmaz. bu nedenle ameliyat süresi ve ameliyat sonrası iyileşme süresi yarı yarıya daha kısadır.<br />
<br />
Uyguladığımız ameliyat teknikleri ile karındaki fazlalık dokuların çıkarılmasının yanı sıra göbek bölgesinin doğal kıvrımları da orijinaline yerinde bir şekilde oluşturulur. Derideki ameliyat izi, bikini ya da iç çamaşırın içinde kalacak şekilde tasarlanır. Ameliyat sıcacık dikişler ile tamamlanır, deri yüzeyinde dikiş olmaz. Ameliyat izleri birincil aylarda kırmızı renkli ve oldukça belirgindir. Bu izlerin rengi aylar içinde soluklaşarak adi deri rengine yaklaşır ve belirginliği azalır. Arzu edilmeyen gerginliğe alt olarak ortaya çıkabilen kötü izler yerel anestezi aşağıda revizyon yapılarak düzeltilebilir.<br />
<br />
Abdominoplasti uygulamasının hemencecik ardındaki karın bölgesinin görünümünde son derece çarpıcı bir düzelme dikkati çeker, yaşam kalitesinde ciddi bir çoğaltma izlenir. Abdominoplasti, sadece karın bölgesindeki pozitif ve sarkmış dokulardan kurtulmanızı sağlamakla kalmaz, kendinize olan güveninizi de arttırıcı niteliktedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMELİYAT ÖNCESİ HAZIRLIK</span><br />
<br />
Bazı ilaçlar duyu yitimi ile etkileşebilir veya tabi etkileri ameliyat ile ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Kullandığınız bütün ilaçları mutlaka doktorunuza bildiriniz. Bilhassa aspirin türevi ve kortizon taşıyan ilaçlar ameliyattan bir hafta önce kesilmelidir.<br />
<br />
Sigara bere iyileşmesini negatif etkiler. böylece ameliyat öncesi olabildiğince erken bırakılması ve ameliyat sonrası da kullanılmaması önerilir.<br />
<br />
Ameliyat öncesi herhangi bir rahatsızlığınız olursa doktorunuzu bilgilendiriniz.<br />
<br />
Ameliyatınızın adetgünlerine gelmemesine uyarı ediniz.<br />
<br />
Ameliyat günü kuytu kıyafet ile hastaneye geliniz. Makyaj yapmayınız. Takılarınızı evde bırakınız.<br />
<br />
Ameliyat öncesi gece ılık duş alınız.<br />
<br />
Eğer ameliyat öğleden önce ise gece saat 24 cilt sonra hiçbir şey yiyip içilmemelidir. Eğer öğleden daha sonra ise 6 saatlik arzu süresi göz önünde bulundurularak hafif kahvaltı edilebilir.<br />
<br />
Ameliyat saatinden 2 saat önce hastaneye yatılması, gerekli tetkiklerin yapılması (laboratuar ve görüntüleme) ve duyu yitimi doktorunuz kadar değerlendirilme için gereklidir.<br />
<br />
Hastanede kaldığınız zaman içinde refakatçi ihtiyacınız olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AMELİYAT SONRASI BAKIM</span><br />
<br />
Abdominoplasti sonrası sızı bayağı olarak ortaya çıkan bir şikayettir. ağrı kesici ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Eğer ağrınız olursa, size bahşedilen reçetedeki ağrı kesiciyi alabilirsiniz. Eğer ağrınız değil ise ağrı kesici kullanmanıza gerek yoktur.<br />
<br />
Sızı karnınızdaki gerginliğe emrindeki olarak ortaya çıkar. Karnınızın gergin durmasına yol açan pozisyonlardan kaçınmanız ağrınızı azaltacaktır. Ameliyat sonrası karnınızın gerginliğini eksilmek üzere sırt üstü ve bacaklarınızı karnınıza dürüst çekerek yatmanız, yürürken hafif öne doğru eğilerek yürümeniz yerinde olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ameliyat sonrası beslenme aşağıda tanımlama edildiği şekilde olmalıdır</span><br />
<br />
14 gün katı ve kuru yiyeceklerden sakınınız.<br />
<br />
Sulu, yumuşak, ılık veya soğuk gıdaları tercih ediniz.<br />
<br />
İlk 14 gün karın içi basıncını arttıran hareketlerden (ıkınma, gülme, inleme, bağırma, aksırık gibi) sakınınız.<br />
<br />
Ameliyat sonrası 4. günden itibaren ılık duş alınabilir. Duş almadan önce yara üzerindeki bandajların durumu için doktorunuza danışınız.<br />
<br />
4 hafta her tarafında ağır fiziksel aktivitelerden sakınınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İstanbul Plastik Cerrahi uzmanlarına gelmek icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ca 15-3 ve meme kanseri]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=274</link>
			<pubDate>Sun, 06 Dec 2020 10:36:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=24">Hayalet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=274</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/1881.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1881.jpg]" class="mycode_img" />Ca 15-3 ve meme kanseriCA 15-3, MUC-1 geninin ürünü olan bir protein olup, hücrelerin birbirine tutunması, bağışıklık ve metastazdan sorumludur. Sağlam meme dokusuna kadar, MUC-1 geni kanserli meme dokusunda daha yüksek konsantrasyonda bulunur. böylece, bu genin ürünü olan CA 15-3 proteini meme kanserinde en sık kullanılan serum işaretidir. Serumda ölçülen konsantrasyonu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&gt;25 U/ml</span> ise yüksek kabul edilir.<br />
<br />
Serum CA 15-3 düzeyi,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> meme kanserli hastaların ortalama yalnız %31'inde </span>yüksektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki neden hepsinde değil?</span><br />
<br />
Çünkü CA 15-3 düzeyi tümör kütlesinin büyüklüğü ile orantılıdır: Faz 1'deki, yani tümörün 15 mm'den küçük olduğu hastaların yalnız <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%5</span>'inde yüksek bulunurken, Aşama 2'deki hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%29'unda</span>, Faz 3'teki hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%32'sinde</span>, Safha 4'deki, yani organ metastazları olan hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%95'inde</span> yüksektir. Tümör kütlesinin büyüklüğü ile ilişkisinden dolayı, CA 15-3'ün meme kanserli hastalarda yüksek bulunması çoğunlukla hastalığın kötü gidişatına işarettir.<br />
<br />
Meme kanserli hastalardaki serum CA 15-3 düzeyi çare öncesinde ve çare sonrası takiplerde farklı anlamlar taşır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(1)</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çare öncesinde:</span> CA 15-3'ün 40 U/ml üstünde olması, kaide olmamakla birlikte, bitkiler kütlesinin büyük, ur hücrelerinin saldırganlığının (grade) yüksek olduğunu, lenf nodlarına yayılım olduğunu, steroid reseptörlerinin (östrojen ve projesteron reseptörleri) olumsuz olduğunu, yani hastalığın ileri aşama olduğunu düşündürür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meme kanseri tanısı konan her hastada tedavi öncesinde CA 15-3 bakılmalıdır!. </span>çünkü çare öncesi değerlerin tedavi sonrası dönemde referans olarak kullanılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(2)</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çare sonrası takiplerde</span> CA 15-3, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bölgesel nükslerin ve uzak metastazların araştırılmasında</span> yararlıdır. Yöresel nüks (meme ve çevresi, mesela göğüs duvarı) tespit edilen meme kanserli hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%7'sinde</span>, diğer organlarda metastaz saptama edilen meme kanserli hastaların ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%95-96'sında</span> CA 15-3 düzeyi yüksek bulunmaktadır. CA 15-3 düzeyi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">86 U/ml üzerinde olduğunda organ metastazı olasılığının %100</span> olduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
Meme kanserinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">organ metastazları</span> en çoğunlukla kemikler, akciğer ve karaciğerde beklenir. CA 15-3'ün yüksek olduğu takdirde kemik sintigrafisinde çoğunlukla kemik metastazı gösterilir oysa CA 15-3'ün olağan olması kemik metastazı olmadığı anlamına gelmez. Kemik sintigrafisi adi ve CA 15-3 düzeyi de sıradan ise kemik metastazı olmadığı söylenebilir. Diğer bir deyişle, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3 düzeyi tayini kemik sintigrafisinin yerini tutamaz</span> ama kemik sintigrafisi yapılamayacak ise kemik metastazı olasılığının değerlendirilmesinde yardımcı olabilir.<br />
<br />
Meme kanserli hastada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tedaviye başlandıktan sonraki birkaç hafta içinde CA 15-3 düzeyinin artması beklenen bir durumdur</span> ve hastalığın ilerlediği biçiminde yorumlanmamalıdır!<br />
<br />
Çare sonrası takipte, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3 düzeyinin vakit içinde tedricen artması ya da azalması, tek bir CA 15-3 değerine kadar çok daha anlamlıdır</span>. Tedricen artma hastalığın ilerlediği (nüks ya da uzakta organ metastazı), tedricen azalma ise hastalığın gerilediği (tedaviye yanıt alındığını) anlamına kazanç. Ardışık ölçümlerde CA 15-3 düzeyinde önceki değere kadar %25'den daha yüksek oranda çoğaltma hastalığın ilerlediğini, %25'ten daha yüksek oranda azalma hastalığın tedaviye yanıt verdiğini (gerilediği), %25'ten daha eksik oranda azalma ise hastalığın stabil kaldığını düşündürür. Tabii fakat bu dönemde bulunun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3 yüksekliklerinin manalı olabilmesi için tedavi öncesindeki CA 15-3 düzeylerinin bilinmesi ve referans alınması gereklidir! Tedavi öncesinde bakılmamışsa, CA 15-3'ün tedavi sonrası takipte kullanılabilmesi fazla zordur!</span><br />
<br />
Organ metastazı olan hastalarda CA 15-3 fazla (&gt;25 U/ml) ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1 ay</span> sonraki testte büyüme olasılığı %52, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3 ay</span> sonraki testte büyüme olasılığı %85, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6 ay</span> sonraki testte büyüme olasılığı ise %96'dır. Yani, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">meme kanseri tedavisi sonrası takipte olan bir hastada testin 1 aydan önce tekrarlanması öyle manalı değilken, 6 aydan uzun deneme aralıkları da uygun görünmemektedir.</span><br />
<br />
Tedavi sonrası takipte CA 15-3 genelde CEA ile birlikte kullanılır ise de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hassasiyeti CEA'dan daha yüksektir</span>.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3, MEME KANSERİ TARAMASINDA KULLANILMALI MI?</span><br />
<br />
CA 15-3 organa spesifik (özgül; seçici) bir antijen olmadığı gibi yalnız kötü huylu hastalıklara (kansere) da spesifik değildir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani, iyi ya da kötü huylu diğer organ hastalıklarında</span> da CA 15-3 düzeyi yükselebilir (yumurtalık kanserinde %46, karaciğer kanserinde %43i, akciğer kanserinde %26 çoğunlukla, karaciğer sirozu, sarkoidoz, verem ve SLE-sistemik lupus eritomatosis- gib hastalıklarda %7-17 aralarında değişen sıklıklarla). <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi huylu meme hastalıkları</span> olan bireyler arasında %9 sıklıkla CA 15-3 düzeyi yüksek ölçülür. Bundan Başka, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">adamakıllı dinç</span> bireylerin %2 kadarında da CA 15-3 düzeyi yüksek bulunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">böylece, hiçbir şikayeti ya da bulgusu olmayan sağlıklı kadınlarda, örneğin rutin menopoz takipleri esnasında meme kanseri tarama metodu olarak kullanılması yanlıştır!</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ailesinde meme kanseri olması sebebiyle yüksek tehlike grubunda olan kadınlarda da CA 15-3'ün tarama metodu olarak kullanılması yanlıştır!</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ankara Radyolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/1881.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1881.jpg]" class="mycode_img" />Ca 15-3 ve meme kanseriCA 15-3, MUC-1 geninin ürünü olan bir protein olup, hücrelerin birbirine tutunması, bağışıklık ve metastazdan sorumludur. Sağlam meme dokusuna kadar, MUC-1 geni kanserli meme dokusunda daha yüksek konsantrasyonda bulunur. böylece, bu genin ürünü olan CA 15-3 proteini meme kanserinde en sık kullanılan serum işaretidir. Serumda ölçülen konsantrasyonu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">&gt;25 U/ml</span> ise yüksek kabul edilir.<br />
<br />
Serum CA 15-3 düzeyi,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> meme kanserli hastaların ortalama yalnız %31'inde </span>yüksektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki neden hepsinde değil?</span><br />
<br />
Çünkü CA 15-3 düzeyi tümör kütlesinin büyüklüğü ile orantılıdır: Faz 1'deki, yani tümörün 15 mm'den küçük olduğu hastaların yalnız <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%5</span>'inde yüksek bulunurken, Aşama 2'deki hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%29'unda</span>, Faz 3'teki hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%32'sinde</span>, Safha 4'deki, yani organ metastazları olan hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%95'inde</span> yüksektir. Tümör kütlesinin büyüklüğü ile ilişkisinden dolayı, CA 15-3'ün meme kanserli hastalarda yüksek bulunması çoğunlukla hastalığın kötü gidişatına işarettir.<br />
<br />
Meme kanserli hastalardaki serum CA 15-3 düzeyi çare öncesinde ve çare sonrası takiplerde farklı anlamlar taşır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(1)</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çare öncesinde:</span> CA 15-3'ün 40 U/ml üstünde olması, kaide olmamakla birlikte, bitkiler kütlesinin büyük, ur hücrelerinin saldırganlığının (grade) yüksek olduğunu, lenf nodlarına yayılım olduğunu, steroid reseptörlerinin (östrojen ve projesteron reseptörleri) olumsuz olduğunu, yani hastalığın ileri aşama olduğunu düşündürür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meme kanseri tanısı konan her hastada tedavi öncesinde CA 15-3 bakılmalıdır!. </span>çünkü çare öncesi değerlerin tedavi sonrası dönemde referans olarak kullanılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(2)</span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çare sonrası takiplerde</span> CA 15-3, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">bölgesel nükslerin ve uzak metastazların araştırılmasında</span> yararlıdır. Yöresel nüks (meme ve çevresi, mesela göğüs duvarı) tespit edilen meme kanserli hastaların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%7'sinde</span>, diğer organlarda metastaz saptama edilen meme kanserli hastaların ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">%95-96'sında</span> CA 15-3 düzeyi yüksek bulunmaktadır. CA 15-3 düzeyi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">86 U/ml üzerinde olduğunda organ metastazı olasılığının %100</span> olduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
Meme kanserinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">organ metastazları</span> en çoğunlukla kemikler, akciğer ve karaciğerde beklenir. CA 15-3'ün yüksek olduğu takdirde kemik sintigrafisinde çoğunlukla kemik metastazı gösterilir oysa CA 15-3'ün olağan olması kemik metastazı olmadığı anlamına gelmez. Kemik sintigrafisi adi ve CA 15-3 düzeyi de sıradan ise kemik metastazı olmadığı söylenebilir. Diğer bir deyişle, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3 düzeyi tayini kemik sintigrafisinin yerini tutamaz</span> ama kemik sintigrafisi yapılamayacak ise kemik metastazı olasılığının değerlendirilmesinde yardımcı olabilir.<br />
<br />
Meme kanserli hastada <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">tedaviye başlandıktan sonraki birkaç hafta içinde CA 15-3 düzeyinin artması beklenen bir durumdur</span> ve hastalığın ilerlediği biçiminde yorumlanmamalıdır!<br />
<br />
Çare sonrası takipte, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3 düzeyinin vakit içinde tedricen artması ya da azalması, tek bir CA 15-3 değerine kadar çok daha anlamlıdır</span>. Tedricen artma hastalığın ilerlediği (nüks ya da uzakta organ metastazı), tedricen azalma ise hastalığın gerilediği (tedaviye yanıt alındığını) anlamına kazanç. Ardışık ölçümlerde CA 15-3 düzeyinde önceki değere kadar %25'den daha yüksek oranda çoğaltma hastalığın ilerlediğini, %25'ten daha yüksek oranda azalma hastalığın tedaviye yanıt verdiğini (gerilediği), %25'ten daha eksik oranda azalma ise hastalığın stabil kaldığını düşündürür. Tabii fakat bu dönemde bulunun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3 yüksekliklerinin manalı olabilmesi için tedavi öncesindeki CA 15-3 düzeylerinin bilinmesi ve referans alınması gereklidir! Tedavi öncesinde bakılmamışsa, CA 15-3'ün tedavi sonrası takipte kullanılabilmesi fazla zordur!</span><br />
<br />
Organ metastazı olan hastalarda CA 15-3 fazla (&gt;25 U/ml) ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1 ay</span> sonraki testte büyüme olasılığı %52, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3 ay</span> sonraki testte büyüme olasılığı %85, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6 ay</span> sonraki testte büyüme olasılığı ise %96'dır. Yani, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">meme kanseri tedavisi sonrası takipte olan bir hastada testin 1 aydan önce tekrarlanması öyle manalı değilken, 6 aydan uzun deneme aralıkları da uygun görünmemektedir.</span><br />
<br />
Tedavi sonrası takipte CA 15-3 genelde CEA ile birlikte kullanılır ise de <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hassasiyeti CEA'dan daha yüksektir</span>.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CA 15-3, MEME KANSERİ TARAMASINDA KULLANILMALI MI?</span><br />
<br />
CA 15-3 organa spesifik (özgül; seçici) bir antijen olmadığı gibi yalnız kötü huylu hastalıklara (kansere) da spesifik değildir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani, iyi ya da kötü huylu diğer organ hastalıklarında</span> da CA 15-3 düzeyi yükselebilir (yumurtalık kanserinde %46, karaciğer kanserinde %43i, akciğer kanserinde %26 çoğunlukla, karaciğer sirozu, sarkoidoz, verem ve SLE-sistemik lupus eritomatosis- gib hastalıklarda %7-17 aralarında değişen sıklıklarla). <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İyi huylu meme hastalıkları</span> olan bireyler arasında %9 sıklıkla CA 15-3 düzeyi yüksek ölçülür. Bundan Başka, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">adamakıllı dinç</span> bireylerin %2 kadarında da CA 15-3 düzeyi yüksek bulunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">böylece, hiçbir şikayeti ya da bulgusu olmayan sağlıklı kadınlarda, örneğin rutin menopoz takipleri esnasında meme kanseri tarama metodu olarak kullanılması yanlıştır!</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ailesinde meme kanseri olması sebebiyle yüksek tehlike grubunda olan kadınlarda da CA 15-3'ün tarama metodu olarak kullanılması yanlıştır!</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ankara Radyolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[C kollu röntgen cihazıyla ağrısız rahim filmi HSG]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=230</link>
			<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 18:52:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=24">Hayalet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=230</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/100228.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 100228.jpg]" class="mycode_img" />C kollu röntgen cihazıyla ağrısız rahim filmi HSG<br />
<br />
Rahim boşluğu içinde mevcut olabilecek yapışıklık, polip gibi patolojiler ile rahmin doğumsal anomalilerinin rahim filminde görülebilmesi, teşhis edilebilmesi için filmlerin rahmin bütün karşısından çekilmesi gerekir. Ne var fakat rahim, bayan bedeninde genel olarak öne veya ara sıra arkaya doğru kıvrıktır. İşte bu durumda C kollu röntgen cihazı hareket ederek tam rahmin karşısına geçer ve net görüntüler alabilmemizi sağlar.<br />
<br />
C kollu röntgen cihazı yoksa, rahmin ön yüzünden film çekebilmek için rahmi çengelli bir cihaz ile tutup aşağıya doğru sürüklemek ve düzleşmesini sağlayarak o şekilde gösterme elde etmek gerekir. Somurtkan takdirde iyi bir film olmaz.<br />
<br />
Rahmi tutup çekmeye yarayan çengelli makine (tenekulum) tek başına ciddi bir ağrıya niçin olmamakla birlikte rahmin içine kontrast madde verilirken oluşabilen spazm ve şiddetli ağrıların en kayda değer tetikleyicisidir.<br />
<br />
Rahim boşluğunu kontrast madde ile yüklemek için geliştirilen ince, yumuşak kateterler ile birlikte C kollu röntgen cihazının kullanılması fazla kısa süren, sızısız, kanamasız rahim filmi incelemesini mümkün kılmakta, hastaların ve uygulamayı yapan hekimin aldığı radyasyon dozu fazla düşük olmakta, komplikasyon ve ast etkiler azalmakta, sonuçlar da daha dinç olmaktadır.<br />
<br />
doktorsitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/100228.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 100228.jpg]" class="mycode_img" />C kollu röntgen cihazıyla ağrısız rahim filmi HSG<br />
<br />
Rahim boşluğu içinde mevcut olabilecek yapışıklık, polip gibi patolojiler ile rahmin doğumsal anomalilerinin rahim filminde görülebilmesi, teşhis edilebilmesi için filmlerin rahmin bütün karşısından çekilmesi gerekir. Ne var fakat rahim, bayan bedeninde genel olarak öne veya ara sıra arkaya doğru kıvrıktır. İşte bu durumda C kollu röntgen cihazı hareket ederek tam rahmin karşısına geçer ve net görüntüler alabilmemizi sağlar.<br />
<br />
C kollu röntgen cihazı yoksa, rahmin ön yüzünden film çekebilmek için rahmi çengelli bir cihaz ile tutup aşağıya doğru sürüklemek ve düzleşmesini sağlayarak o şekilde gösterme elde etmek gerekir. Somurtkan takdirde iyi bir film olmaz.<br />
<br />
Rahmi tutup çekmeye yarayan çengelli makine (tenekulum) tek başına ciddi bir ağrıya niçin olmamakla birlikte rahmin içine kontrast madde verilirken oluşabilen spazm ve şiddetli ağrıların en kayda değer tetikleyicisidir.<br />
<br />
Rahim boşluğunu kontrast madde ile yüklemek için geliştirilen ince, yumuşak kateterler ile birlikte C kollu röntgen cihazının kullanılması fazla kısa süren, sızısız, kanamasız rahim filmi incelemesini mümkün kılmakta, hastaların ve uygulamayı yapan hekimin aldığı radyasyon dozu fazla düşük olmakta, komplikasyon ve ast etkiler azalmakta, sonuçlar da daha dinç olmaktadır.<br />
<br />
doktorsitesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['Gebelikte, vücudun vitamin ve mineral ihtiyacı artıyor']]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=225</link>
			<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 17:00:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=24">Hayalet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=225</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2020/48/3499242.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3499242.jpg]" class="mycode_img" /> Dinç beslenmenin temelini tatmin edici ve dengelenmiş besin oluşturuyor. Hamilelik, vücudun vitamin ve mineral ihtiyacının arttığı bir süreç ve bebeğin tek besin kaynağının anne olması bu dönemi daha da özel kılıyor. ''Bebeğin gelişimi ve annenin gebeliğe uyumu için günlük 300 kcal ek beslenme alınması zaruridir ve diyabet yada metabolik hastalık gibi özel bir şart yoksa hamilelik sırasında perhiz yapılmasını önermemekteyiz'' diyen Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Bulanık, gebelikte besin sürecinden ve hangi besinlerden hangi vitaminlerin alınabileceğini açıkladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Op. Dr. Murat Flu, alınabilecek vitamin ve mineralleri şöyle açıkladı:</span><br />
<br />
''Folik asit: Daha gebelik oluşmadan başlanarak, gebeliğin birincil üç ayı boyunca jurnal 400 mikrogram folik asit desteği alınmalıdır. Folik asit bebekteki sakatlıkları önleyen ve zararsız bir vitamindir.<br />
<br />
Demir: Gebeliğin 3'üncü ayından itibaren demir içeren ilaçlardan alınmalıdır. Demir kan yapımı için gereklidir. Gebelikte bebekte ve annede demir ihtiyacı artar. böylece bütün gebelerin demir desteği alması gerekir. Piyasada fazla değişik demir ürünleri içinden bağlı etkileri eksik olanı ve doktorunuzun önerdiğini kullanabilirsiniz.<br />
<br />
Vitamin desteği: Gebelere bütün vitaminleri taşıyan haplardan almasını öneriyoruz. Bütün vitaminleri besinlerle edinmek basit değildir ve hap halinde bu vitaminleri günlük olmak mantıklıdır. Farklı Alanlara Yönlendirilmiş vitaminler içinden omega-3 ve iyot içerenleri bilhassa öneriyorum.<br />
<br />
Kaçınılması gereken gıdalar: Açıkta satılan dondurma, sokakta yapılan kebap, ham köfte vs. gıdalar hijyenik olmayacaktır. Bunları tüketmek beslenme zehirlenmesi geçirmenize ya da bebeğinize mikrop bulaştırmanıza niçin olabilir. Bunlardan kaçının. Yeşil yapraklı sebzeleri tamamen yıkamadan tüketmeyin. Kapı sütü gibi pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinden uzak durun. Abur cubur sınıfında olan cips, çikolata, gazlı içeceklerden tüketmemeye çalışın.<br />
<br />
Etleri bütün pişmişken tüketin, yetersiz pişmiş veya çiğ etten bebeğinizi de olumsuz etkileyen enfeksiyonlar bulaşabilir.<br />
<br />
Gebelikte her gıdadan dengelenmiş beslenin. Gebelik öncesi kilosu normal olan kadınlar gebelikte 12-16 kilogram arasında kilo alabilirler.<br />
<br />
Gebelikte jurnal ortalama 70 gram protein, 175 gram karbonhidrat ve 85 gram yağ tüketimine gereklilik vardır. Öğünler arasında bölünmüş olarak bu miktar alınmalıdır.<br />
<br />
Günlük 600 ünite D vitamini ve 1000 miligram kalsiyum alınması gerekmektedir. Bu değerleri gebeliğe özgü vitamin ilaçlarının çoğu içermektedir. Genelde eksiklikleri görülmez''.<br />
<br />
iha]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2020/48/3499242.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3499242.jpg]" class="mycode_img" /> Dinç beslenmenin temelini tatmin edici ve dengelenmiş besin oluşturuyor. Hamilelik, vücudun vitamin ve mineral ihtiyacının arttığı bir süreç ve bebeğin tek besin kaynağının anne olması bu dönemi daha da özel kılıyor. ''Bebeğin gelişimi ve annenin gebeliğe uyumu için günlük 300 kcal ek beslenme alınması zaruridir ve diyabet yada metabolik hastalık gibi özel bir şart yoksa hamilelik sırasında perhiz yapılmasını önermemekteyiz'' diyen Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Murat Bulanık, gebelikte besin sürecinden ve hangi besinlerden hangi vitaminlerin alınabileceğini açıkladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Op. Dr. Murat Flu, alınabilecek vitamin ve mineralleri şöyle açıkladı:</span><br />
<br />
''Folik asit: Daha gebelik oluşmadan başlanarak, gebeliğin birincil üç ayı boyunca jurnal 400 mikrogram folik asit desteği alınmalıdır. Folik asit bebekteki sakatlıkları önleyen ve zararsız bir vitamindir.<br />
<br />
Demir: Gebeliğin 3'üncü ayından itibaren demir içeren ilaçlardan alınmalıdır. Demir kan yapımı için gereklidir. Gebelikte bebekte ve annede demir ihtiyacı artar. böylece bütün gebelerin demir desteği alması gerekir. Piyasada fazla değişik demir ürünleri içinden bağlı etkileri eksik olanı ve doktorunuzun önerdiğini kullanabilirsiniz.<br />
<br />
Vitamin desteği: Gebelere bütün vitaminleri taşıyan haplardan almasını öneriyoruz. Bütün vitaminleri besinlerle edinmek basit değildir ve hap halinde bu vitaminleri günlük olmak mantıklıdır. Farklı Alanlara Yönlendirilmiş vitaminler içinden omega-3 ve iyot içerenleri bilhassa öneriyorum.<br />
<br />
Kaçınılması gereken gıdalar: Açıkta satılan dondurma, sokakta yapılan kebap, ham köfte vs. gıdalar hijyenik olmayacaktır. Bunları tüketmek beslenme zehirlenmesi geçirmenize ya da bebeğinize mikrop bulaştırmanıza niçin olabilir. Bunlardan kaçının. Yeşil yapraklı sebzeleri tamamen yıkamadan tüketmeyin. Kapı sütü gibi pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinden uzak durun. Abur cubur sınıfında olan cips, çikolata, gazlı içeceklerden tüketmemeye çalışın.<br />
<br />
Etleri bütün pişmişken tüketin, yetersiz pişmiş veya çiğ etten bebeğinizi de olumsuz etkileyen enfeksiyonlar bulaşabilir.<br />
<br />
Gebelikte her gıdadan dengelenmiş beslenin. Gebelik öncesi kilosu normal olan kadınlar gebelikte 12-16 kilogram arasında kilo alabilirler.<br />
<br />
Gebelikte jurnal ortalama 70 gram protein, 175 gram karbonhidrat ve 85 gram yağ tüketimine gereklilik vardır. Öğünler arasında bölünmüş olarak bu miktar alınmalıdır.<br />
<br />
Günlük 600 ünite D vitamini ve 1000 miligram kalsiyum alınması gerekmektedir. Bu değerleri gebeliğe özgü vitamin ilaçlarının çoğu içermektedir. Genelde eksiklikleri görülmez''.<br />
<br />
iha]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Omuz ağrısı en çok ev kadınlarında ve sporcularda görülüyor]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=221</link>
			<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 16:33:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=24">Hayalet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=221</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2020/48/3500924.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3500924.jpg]" class="mycode_img" /> Beykent Üniversitesi Sıhhat Bilimleri Yüksekokulu Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü Öğr. Gör. Özge Tahran, son zamanlarda çoğu kişinin şikâyeti haline gelen omuz ağrılarına ilişkin kayda değer açıklamalarda bulundu. Omuz ağrılarının kas iskelet sistemi sorunları içerisinde en sık rastlanan üçüncü şikâyet olduğunu söyleyen Tahran, “Omuz ağrılarının yaygın görülmesinin en manâlı nedenlerinden biri, omuz ekleminin karışık anatomik yapısı ve sık kullanılan bir eklem olmasıdır. İş gücü kaybına yol açan ağrılarda, diz ve belden sonradan üçüncü sıradadır. Kişinin hayat kalitesini de negatif yönde etkilemektedir” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">''Sebebi bitkiler, enfeksiyon ya da sinirlerle ilgili olabilir''</span><br />
<br />
Omuz ağrılarının daha fazla omuz eklemi çevresindeki kaslar, bağlar ve tendonları taşıyan yumuşak dokulardan kaynaklandığını belirterek sözlerine devamlı Tahran, “En sık karşılaşılan omuz ağrıları, döndürücü manşet (rotator kaf) yaralanmalarıdır. Diğer sık rastlanılan omuz ağrısı sebepleri ise eklem kılıfı çevresi (perikapsüler) yumuşak doku ağrısı, akromiyoklavikuler eklem ağrısı ve boyun bölgesinden (servikal bölgeden) yayılan ağrıdır. Sık görülen omuz ağrıları, özellikle 40 yaş ardından ortaya çıkar. Gençlerde ise çoğunlukla, geçirilmiş cerrahi ya da travma sebebiyle görülür. Omuz ağrılarının öteki nedenleri; tümörler, enfeksiyonlar ve sinirlerle ilgili sorunlar olabilir” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">''Ev kadınları ve sporcularda sık görülüyor''</span><br />
<br />
Tahran, döndürücü manşetin (rotator kaf), omuz hareketini ve stabilitesini karşılayan kaslarla tendonların bir bütünü olduğu tanımını yaparak, ''Döndürücü manşet yaralanmaları, genellikle etkilenen taraf üstüne düşme ya da tekrarlayan veya ani baş üstü aktiviteler gibi travmatik olaylardan sonra ani sancı ile meydana gelir. Ayrıca; başlangıcında bir travma olmadan zamanla çoğalan bir ağrı olarak da görülebilir. Özellikle baş üstü aktivitelerde sancı ortaya çıkmaktadır. Sıkışma sendromu diye tanımlanan patoloji, kolumuzu kaldırmamızı karşılayan kasların tendonlarının ve bu bölgedeki kesenin omuzu oluşturan kemik yapılar arasında sıkışması sonucunda görülmektedir” sözleriyle manâlı bilgiler aktardı. Tahran, bu sendromun elini yukarıda kullanan mesleklerde, konut kadınlarında, yüzme ve voleybol gibi spor yapan sporcularda daha sık görüldüğünü de sözlerine ekledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Donuk omuz nedir?</span><br />
<br />
Donuk omuz olarak emrindeki edilen durumun nasıl ortaya çıktığını da anlatan Tahran, ''Donuk omuz (adeziv kapsülit) eklem kapsülünün daralması sonucu kol hareketlerinin tüm yönlerde sızı ve ileri derecede kısıtlanmasına yol açan klinik bir tablodur. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Omuz ekleminin iyi tedavi edilmemiş rahatsızlıkları sonrası ya da kendiliğinden de oluşabilir. Şeker hastalarında daha sık görülmektedir. Sancı çoğunlukla gün boyu ve gece hissedilir. İstirahatle geçmez. Akromiyoklavikular eklem (AK) artritinde ise ters taraf omuza doğru yapılan hareketlerde kısıtlılık ortaya çıkar. AK artritte sancı omuzun tam tepecik kısmında, AK eklemde hissedilir. Omuzdaki sorunun kaynağının saptama edilmesi, doğru çare yönteminin önerilmesi açısından önemlidir” bilgisini aktardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">''Ters hareketten kaçının, dinlenme ve fizik çare uygulayın''</span><br />
<br />
Ağrıların nasıl çare edilmesi gerektiğine dair kayda değer ipuçları aktaran Tahran, ilk önce ağrıya neden olan hareketlerden kaçınma, dinlenme ve omuza zorlama ve elastikiyet kazandıracak fizik tedavi yöntemleri gibi seçeneklerin uygulandığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı;<br />
<br />
“Enflamasyonu ve ağrıyı azaltmak için hap kullanımı da (NSAI: Enflamasyon giderici romatizmal ilaçlar, analjezikle, adale gevşeticiler) önerilebilir. Ağrıya karşın olarak iğneler de (kıkırdak yenileyiciler, yerel anestezikler, subakromiyal kortikosteroid enjeksiyonu, trombosit varlıklı plazma enjeksiyonu vb.) önerilebilir. Ayrıca, meslek ya da meslek yeri değişikliği tavsiye edilebilir. En önemli fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımları, düzgün postürün sağlanması, omuz kaslarında esnekliğin artırılması ve kuvvetlendirme yapılması, egzersiz reçetesinin her hastaya özel planlanması ve bu egzersizlerin sürükleyici yapıldığının denetleme edilmesidir. Çalışma yaklaşımları evrensel olarak kabul edilmiştir. Omuz ağrısında kısa ve uzun vadeli etkileri vardır. Bilhassa döndürücü manşet yaralanmaları için kısa sürede etki göstermektedir. Egzersizler ile beraber sıcak/soğuk başvuru, manuel terapi (mobilizasyon, masaj), bantlama (kinesiotaping), akupunktur ve çeşitli fizik tedavi yöntemleri (elektroterapi: ultrason, lazer, TENS, diadinamik akıntı, fonoforez, iyontoforez vb.) kombine edilebilir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tens ve öteki tedavi yöntemleri </span><br />
<br />
TENS adı bahşedilen tedavi yöntemi hakkında da bilgi veren Tahran, alternatif tedavi yöntemlerine dair de tecrübelerini şu sözlerle aktardı;<br />
<br />
''TENS; deri üzerine yerleştirilen üstünkörü elektrotlar aracılığı ile ağrıyı giderme amaçlı elektrik akımıdır. Omuz ağrılarında Enterferansiyel akımın da TENS ile benzer derecede etkin olduğunu bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Diğer bir analjezik elektrik akımı olan Diadinami, periyodik alternatif akımdır. Sancı duyusunu ileten sinir liflerinden uyarı girişinin engellenmesi esasına dayanır. Ultrason; en iyi derin ısıtma yapan fizik çare ajanıdır. Dolaşımın düzenlenmesi ve ödemin azaltılmasında etkilidir. ağrı kesici ve spazmı ortadan kaldıran etkileri de ağrının kontrolünde yardımcıdır. Ultrasonun omuzda tendinit tedavisinde etkili olduğu görülmüştür. Fonoforez; ultrason kullanılarak iyonların vücuda sokulma işlemidir. Genelde lokal anestezikler, antiinflamatuar ilaçlar ve kortikosteroidler kullanılmaktadır. İyontoforez; galvanik akım aracılığıyla bazı iyonların insan vücuduna sokulması işlemidir. Kortikosteroidler ve yerel anestezikler bu yolla verilmektedir. Kesikli Manyetik Bölge tedavisinin de tendinitte omuz ağrısı üzerinde kısa ve orta vadede etkin olduğu gösterilmiştir. Laser'in sancı giderici, hücreler arası iletimi düzenleyici, bere iyileştirici ve ödem azaltıcı etkileri bulunmaktadır. Laser bilhassa donuk omuz tedavisinde etkin bulunmuştur. ESWT (ekstrakorporeal şok dalga tedavisi) daha fazla kalsifik tendinitli omuzlarda iyileşme sağlayan bir fizik çare yöntemidir. Kinezyolojik bantlama, elastik bir bantla uygulanan bir çare şeklidir. Kan, lenf akımını artırması, anormal kas gerimini azaltması ve kısmi çıkık olan eklemleri düzeltmesi gibi etkilerinden faydalanılmaktadır. Döndürücü manşet tendinopatisi için fizyoterapi programına dahil edilmesi önerilmektedir. Akupunkturda ise özel iğnelerin vücudun spesifik noktalarına batırılmasıyla iyileşmenin uyarılması amaçlanmaktadır”<br />
<br />
Konservatif yöntemlerden fayda görmeyen kişilerde ise en son tedavi olarak cerrahi yöntemlerin seçim edildiğini belirten Tahran, “Cerrahi teknik olarak artroskopik subakromiyal dekompresyon cerrahisi sıklıkla tercih edilmektedir. Içten bir değerlendirmeye tarafından yapılacak uygun tedavi programı, omuz ağrısı tedavisinin etkinliğini artıracaktır.” dedi.<br />
<br />
 <br />
<br />
iha]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2020/48/3500924.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 3500924.jpg]" class="mycode_img" /> Beykent Üniversitesi Sıhhat Bilimleri Yüksekokulu Fizyoterapi ve Rehabilitasyon bölümü Öğr. Gör. Özge Tahran, son zamanlarda çoğu kişinin şikâyeti haline gelen omuz ağrılarına ilişkin kayda değer açıklamalarda bulundu. Omuz ağrılarının kas iskelet sistemi sorunları içerisinde en sık rastlanan üçüncü şikâyet olduğunu söyleyen Tahran, “Omuz ağrılarının yaygın görülmesinin en manâlı nedenlerinden biri, omuz ekleminin karışık anatomik yapısı ve sık kullanılan bir eklem olmasıdır. İş gücü kaybına yol açan ağrılarda, diz ve belden sonradan üçüncü sıradadır. Kişinin hayat kalitesini de negatif yönde etkilemektedir” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">''Sebebi bitkiler, enfeksiyon ya da sinirlerle ilgili olabilir''</span><br />
<br />
Omuz ağrılarının daha fazla omuz eklemi çevresindeki kaslar, bağlar ve tendonları taşıyan yumuşak dokulardan kaynaklandığını belirterek sözlerine devamlı Tahran, “En sık karşılaşılan omuz ağrıları, döndürücü manşet (rotator kaf) yaralanmalarıdır. Diğer sık rastlanılan omuz ağrısı sebepleri ise eklem kılıfı çevresi (perikapsüler) yumuşak doku ağrısı, akromiyoklavikuler eklem ağrısı ve boyun bölgesinden (servikal bölgeden) yayılan ağrıdır. Sık görülen omuz ağrıları, özellikle 40 yaş ardından ortaya çıkar. Gençlerde ise çoğunlukla, geçirilmiş cerrahi ya da travma sebebiyle görülür. Omuz ağrılarının öteki nedenleri; tümörler, enfeksiyonlar ve sinirlerle ilgili sorunlar olabilir” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">''Ev kadınları ve sporcularda sık görülüyor''</span><br />
<br />
Tahran, döndürücü manşetin (rotator kaf), omuz hareketini ve stabilitesini karşılayan kaslarla tendonların bir bütünü olduğu tanımını yaparak, ''Döndürücü manşet yaralanmaları, genellikle etkilenen taraf üstüne düşme ya da tekrarlayan veya ani baş üstü aktiviteler gibi travmatik olaylardan sonra ani sancı ile meydana gelir. Ayrıca; başlangıcında bir travma olmadan zamanla çoğalan bir ağrı olarak da görülebilir. Özellikle baş üstü aktivitelerde sancı ortaya çıkmaktadır. Sıkışma sendromu diye tanımlanan patoloji, kolumuzu kaldırmamızı karşılayan kasların tendonlarının ve bu bölgedeki kesenin omuzu oluşturan kemik yapılar arasında sıkışması sonucunda görülmektedir” sözleriyle manâlı bilgiler aktardı. Tahran, bu sendromun elini yukarıda kullanan mesleklerde, konut kadınlarında, yüzme ve voleybol gibi spor yapan sporcularda daha sık görüldüğünü de sözlerine ekledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Donuk omuz nedir?</span><br />
<br />
Donuk omuz olarak emrindeki edilen durumun nasıl ortaya çıktığını da anlatan Tahran, ''Donuk omuz (adeziv kapsülit) eklem kapsülünün daralması sonucu kol hareketlerinin tüm yönlerde sızı ve ileri derecede kısıtlanmasına yol açan klinik bir tablodur. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Omuz ekleminin iyi tedavi edilmemiş rahatsızlıkları sonrası ya da kendiliğinden de oluşabilir. Şeker hastalarında daha sık görülmektedir. Sancı çoğunlukla gün boyu ve gece hissedilir. İstirahatle geçmez. Akromiyoklavikular eklem (AK) artritinde ise ters taraf omuza doğru yapılan hareketlerde kısıtlılık ortaya çıkar. AK artritte sancı omuzun tam tepecik kısmında, AK eklemde hissedilir. Omuzdaki sorunun kaynağının saptama edilmesi, doğru çare yönteminin önerilmesi açısından önemlidir” bilgisini aktardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">''Ters hareketten kaçının, dinlenme ve fizik çare uygulayın''</span><br />
<br />
Ağrıların nasıl çare edilmesi gerektiğine dair kayda değer ipuçları aktaran Tahran, ilk önce ağrıya neden olan hareketlerden kaçınma, dinlenme ve omuza zorlama ve elastikiyet kazandıracak fizik tedavi yöntemleri gibi seçeneklerin uygulandığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı;<br />
<br />
“Enflamasyonu ve ağrıyı azaltmak için hap kullanımı da (NSAI: Enflamasyon giderici romatizmal ilaçlar, analjezikle, adale gevşeticiler) önerilebilir. Ağrıya karşın olarak iğneler de (kıkırdak yenileyiciler, yerel anestezikler, subakromiyal kortikosteroid enjeksiyonu, trombosit varlıklı plazma enjeksiyonu vb.) önerilebilir. Ayrıca, meslek ya da meslek yeri değişikliği tavsiye edilebilir. En önemli fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımları, düzgün postürün sağlanması, omuz kaslarında esnekliğin artırılması ve kuvvetlendirme yapılması, egzersiz reçetesinin her hastaya özel planlanması ve bu egzersizlerin sürükleyici yapıldığının denetleme edilmesidir. Çalışma yaklaşımları evrensel olarak kabul edilmiştir. Omuz ağrısında kısa ve uzun vadeli etkileri vardır. Bilhassa döndürücü manşet yaralanmaları için kısa sürede etki göstermektedir. Egzersizler ile beraber sıcak/soğuk başvuru, manuel terapi (mobilizasyon, masaj), bantlama (kinesiotaping), akupunktur ve çeşitli fizik tedavi yöntemleri (elektroterapi: ultrason, lazer, TENS, diadinamik akıntı, fonoforez, iyontoforez vb.) kombine edilebilir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tens ve öteki tedavi yöntemleri </span><br />
<br />
TENS adı bahşedilen tedavi yöntemi hakkında da bilgi veren Tahran, alternatif tedavi yöntemlerine dair de tecrübelerini şu sözlerle aktardı;<br />
<br />
''TENS; deri üzerine yerleştirilen üstünkörü elektrotlar aracılığı ile ağrıyı giderme amaçlı elektrik akımıdır. Omuz ağrılarında Enterferansiyel akımın da TENS ile benzer derecede etkin olduğunu bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Diğer bir analjezik elektrik akımı olan Diadinami, periyodik alternatif akımdır. Sancı duyusunu ileten sinir liflerinden uyarı girişinin engellenmesi esasına dayanır. Ultrason; en iyi derin ısıtma yapan fizik çare ajanıdır. Dolaşımın düzenlenmesi ve ödemin azaltılmasında etkilidir. ağrı kesici ve spazmı ortadan kaldıran etkileri de ağrının kontrolünde yardımcıdır. Ultrasonun omuzda tendinit tedavisinde etkili olduğu görülmüştür. Fonoforez; ultrason kullanılarak iyonların vücuda sokulma işlemidir. Genelde lokal anestezikler, antiinflamatuar ilaçlar ve kortikosteroidler kullanılmaktadır. İyontoforez; galvanik akım aracılığıyla bazı iyonların insan vücuduna sokulması işlemidir. Kortikosteroidler ve yerel anestezikler bu yolla verilmektedir. Kesikli Manyetik Bölge tedavisinin de tendinitte omuz ağrısı üzerinde kısa ve orta vadede etkin olduğu gösterilmiştir. Laser'in sancı giderici, hücreler arası iletimi düzenleyici, bere iyileştirici ve ödem azaltıcı etkileri bulunmaktadır. Laser bilhassa donuk omuz tedavisinde etkin bulunmuştur. ESWT (ekstrakorporeal şok dalga tedavisi) daha fazla kalsifik tendinitli omuzlarda iyileşme sağlayan bir fizik çare yöntemidir. Kinezyolojik bantlama, elastik bir bantla uygulanan bir çare şeklidir. Kan, lenf akımını artırması, anormal kas gerimini azaltması ve kısmi çıkık olan eklemleri düzeltmesi gibi etkilerinden faydalanılmaktadır. Döndürücü manşet tendinopatisi için fizyoterapi programına dahil edilmesi önerilmektedir. Akupunkturda ise özel iğnelerin vücudun spesifik noktalarına batırılmasıyla iyileşmenin uyarılması amaçlanmaktadır”<br />
<br />
Konservatif yöntemlerden fayda görmeyen kişilerde ise en son tedavi olarak cerrahi yöntemlerin seçim edildiğini belirten Tahran, “Cerrahi teknik olarak artroskopik subakromiyal dekompresyon cerrahisi sıklıkla tercih edilmektedir. Içten bir değerlendirmeye tarafından yapılacak uygun tedavi programı, omuz ağrısı tedavisinin etkinliğini artıracaktır.” dedi.<br />
<br />
 <br />
<br />
iha]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[B.toksin uygulamaları etki süresi]]></title>
			<link>https://www.forumki.com/showthread.php?tid=75</link>
			<pubDate>Wed, 18 Nov 2020 18:04:39 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumki.com/member.php?action=profile&uid=24">Hayalet</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumki.com/showthread.php?tid=75</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/makale.png" loading="lazy"  alt="[Resim: makale.png]" class="mycode_img" />Toksin uygulamasının etki süresi uygulanan bölgeye tarafından değiştirme göstermektedir.<br />
<br />
Estetik amaçlı olarak uygulamalarda alın çizgileri, kaz ayakları ve glabella-kaş ortasına yapılan toksin uygulaması etki süresi 4-6 aydır. 4. Ayın sonunda toksin etkisi %30-40 lara kadar düşmektedir.<br />
<br />
Toksin uygulamasının koltuk altı terlemelerinde tesir süresi sıradan 6-12 aydır. Ama yapılan çalışmalarda, toksin etkisi geçtikten daha sonra da başvuru formu bölgelerinde terleme oranlarında keskin azalma tespit edilmiştir. Koltuk altı terleme tedavisinde toksin enjeksiyonları 2004 yılında FDA tarafından kabul edilmiştir.<br />
<br />
Migren için yapılan uygulamalarda ve diş sıkma (bruksizm ) tedavisi için yapılan toksin uygulamalarında toksin etkisi ortalama 6 ay devam etmektedir.<br />
<br />
18 yaşından büyük engeli olmayan herkese uygulanabilir. Kadınlarda gebelik ve emzirme dönemlerinde ve nöromuskuler hastalığı olan kişilere uygulanmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ankara Geleneksel Tıp Uzmanı uzmanlarına gelmek icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn.doktorsitesi.com/uploads/makale/makale.png" loading="lazy"  alt="[Resim: makale.png]" class="mycode_img" />Toksin uygulamasının etki süresi uygulanan bölgeye tarafından değiştirme göstermektedir.<br />
<br />
Estetik amaçlı olarak uygulamalarda alın çizgileri, kaz ayakları ve glabella-kaş ortasına yapılan toksin uygulaması etki süresi 4-6 aydır. 4. Ayın sonunda toksin etkisi %30-40 lara kadar düşmektedir.<br />
<br />
Toksin uygulamasının koltuk altı terlemelerinde tesir süresi sıradan 6-12 aydır. Ama yapılan çalışmalarda, toksin etkisi geçtikten daha sonra da başvuru formu bölgelerinde terleme oranlarında keskin azalma tespit edilmiştir. Koltuk altı terleme tedavisinde toksin enjeksiyonları 2004 yılında FDA tarafından kabul edilmiştir.<br />
<br />
Migren için yapılan uygulamalarda ve diş sıkma (bruksizm ) tedavisi için yapılan toksin uygulamalarında toksin etkisi ortalama 6 ay devam etmektedir.<br />
<br />
18 yaşından büyük engeli olmayan herkese uygulanabilir. Kadınlarda gebelik ve emzirme dönemlerinde ve nöromuskuler hastalığı olan kişilere uygulanmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ankara Geleneksel Tıp Uzmanı uzmanlarına gelmek icin tıklayın!</span><br />
<br />
doktorsitesi]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>