Bazı yaralar vardır; ne dikiş tutar ne de merhem kabul eder. Üzerine ne kadar iyi niyet sürersen sür, iyileşmek istemez. Çünkü o yara, kapanmaktan önce kanamayı hak eder. Bastırıldıkça değil, yaşandıkça geçer.
İnsan çoğu zaman başkalarının acılarına pansuman olmaya çalışırken kendi içindeki kanamayı fark etmez. Oysa her acı, görmezden gelindiğinde değil; kabul edildiğinde hafifler. Dürüst olmak gerekirse, herkesin yükünü taşımak zorunda değiliz. Her kırığı onarmak bizim görevimiz değil.
Mevzu aslında basittir:
Bir insan sana nasıl davranıyorsa, sen de ona o kadar yaklaşmalısın. Ne bir adım fazla ne bir adım eksik. Fazlası kendinden vermektir, eksisi ise kendini inkâr etmek. Dengede kalmak, en zor ama en adil duruştur.
Ve evet, korkma…
Bazen bağlar kopar. Kopmalıdır da. Her kopuş kayıp değildir; bazıları özgürlüktür. İnsanı tüketen ilişkilerden ayrılmak, yalnızlık değil kendine sadakattir.
Zamanla öğreniyorsun:
Herkes senin kalbin kadar derin değil. Herkes senin kadar özenli değil. O yüzden yüreğini, kıymet bilene açmak bir lüks değil; bir gereklilik.
Bu satırlar, yüreği güzel dostlara bir selamdır.
Zamanın kıymetini bilenlere, sessizce direnenlere, kanamaktan korkmayanlara…
Çünkü bazı yaralar, ancak hak ettiği kadar kanadıktan sonra iyileşir.