www.ForumKi.Com - Yeni Temamız İle Daha Büyük Bir Aileye
www.AyFM.Net - Sanal Radyo Müzik ve Arkadaşlık Platformuna Sizleride Bekliyoruz
Yazar:
GiZeM
16 ŞUBAT
1872 - Beyoğlu Telgrafhanesi işçileri greve çıktı.
1916 - Rus İmparatorluğu, Erzurum'u işgal etti.
1918 - Litvanya, hem Rusya (Sovyetler Birliği) hem de Almanya'dan bağımsızlığını ilan etti.
1920 - Balıkesir'in kuzeyinde, Manyas ve Gönen bölgelerinde ikinci Anzavur Ayaklanması başladı. (İsyan 16 Nisan'da bastırıldı.)
1925 - Sonraları "Türk Hava Kurumu" adını alacak olan "Türk Tayyare Cemiyeti" kuruldu.
1926 - Mustafa Kemal'in de olduğu heyet, Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesinin yeni binasını açtı.
1937 - Wallace Carothers, naylonun patentini aldı.
1948 - Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu ve Niyazi Berkes sosyalist oldukları gerekçesiyle üniversiteden uzaklaştırılmışlardı. Danıştay, görevlerine iade etti.
1949 - Türkiye'de ilkokulların dördüncü ve beşinci sınıflarında, din dersi okutulmaya başlandı.
1950 - Yeni Seçim Kanunu, ikinci defa görüşülerek kabul edildi. Buna göre seçimler tek dereceli, genel, eşit ve gizli oy, açık tasnif ilkeleri ile yapılacak, çoğunluk sistemine göre ve adli teminat altında yürütülecek.
1953 - Türkiye-ABD arasında, telefon hattı açıldı.
1959 - Fidel Castro, Fulgencio Batista'nın 1 Ocak'ta başkanlıktan uzaklaştırılmasının ardından Küba devlet başkanı oldu.
1961 - Explorer 9, NASA tarafından uzaya fırlatıldı.
1968 - Haleyville'de (Alabama, ABD) ilk "911" acil telefon sistemi çalışmaya başladı.
1969 - 6. Filo'yu protesto için "Amerikan Emperyalizmine Karşı Mustafa Kemal" mitinginde gösteri yapanlara bir grubun saldırmasıyla başlayan olaylarda 2 genç öldü, 200 kişi yaralandı. Olay "Kanlı Pazar" olarak anılmaya başlandı.
1973 - Rauf Denktaş, Kıbrıs cumhurbaşkanı yardımcılığına seçildi.
1976 - Türkiye'nin Beyrut büyükelçiliği başkatibi Oktar Cirit, tabancayla vurularak öldürüldü.Oktay Cirit şehit oldu. Saldırıyı Ermeni terör örgütü ASALA üstlendi.
1977 - Bakanlar Kurulu'nun THY grevini erteleyen kararı, Danıştay tarafından oy çokluğu ile alınan kararla durduruldu.
1978 - Danıştay, İsmail Cem'in TRT'nin yasal Genel Müdürü olduğuna karar verdi.
1978 - Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu, yabancı kaynaklı eşyaların satışının yasaklandığını açıkladı.
1979 - İran'da İran İslam Devrimi sonrası Humeyni karşıtları, ardı ardına idam edildi.
1979 - Vakıf Gureba Hastanesi, İstanbul'un üçüncü tıp fakültesi oldu.
1980 - TBMM'den ilk kez 5 saat televizyon naklen yayını yapıldı.
1981 - Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran, 8 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi. Behice Boran, Kasım 1980'den beri yurt dışında bulunuyordu.
1981 - 12 Eylül Darbesi'nden sonra kurulan Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyonu Başkanlığı, bir bildiri yayımladı; aralarında Abdullah Öcalan ve Kemal Burkay'ın da bulunduğu 45 kişinin, 19 Mart tarihine kadar yurda dönmeleri çağrısında bulundu.
1986 - Portekiz'de seçimler yapıldı. Mario Soares 60 yıl sonra Portekiz'in ilk sivil başkanı oldu.
1988 - Türkiye'de 65 yaşındaki bir kanser hastası, TRT'de ki "Zakkumla Kanser Tedavisi" programından etkilenerek, bahçesindeki zehirli zakkum bitkisini kaynatıp içince öldü.
1989 - Danimarka'da yapılan karşılaşmada, İskoç rakibi Pat Clinton'u yenen boksör Eyüp Can, Avrupa Profesyonel Boks Şampiyonu oldu.
1990 - Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) kuruldu. Vakfın başkanlığına Yavuz Önen seçildi.
1991 - 7 bin homoseksüel Londra Hyde Park'ta büyük bir miting düzenledi.
1998 - Gümrük Birliği Ortak Komitesi'nin, 7. dönem toplantısı yapıldı.
1998 - Çin havayollarına ait bir yolcu uçağı Çang Kay Şek uluslararası havaalanı yakınlarında düştü: 202 kişi öldü.
1999 - PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın Türk güvenlik güçlerince yakalanmasının ardından, örgüt taraftarları Avrupa çapında elçilik işgalleri ve rehin alma eylemlerine giriştiler.
1999 - Bir zamanların Donanma atış şampiyonu olan Türk Deniz Kuvvetleri bünyesindeki TCG Alçıtepe (D-346) (eski USS Robert A. Owens (DD-827)) hurdaya ayrıldı.
1999 - Özbekistan'nın başkenti Taşkent'te, Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'a suikast girişimi yapıldı. Kerimov, saldırıdan şans eseri kurtuldu. Fakat 15 Özbek asker hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Saldırıyı Hizb-ut Tahrir üstlendi.
2001 - Danıştay İdari Dava Dairesi Genel Kurulu, Aktaş Elektrik imtiyaz sözleşmesini hukuka aykırı buldu.
2005 - İstanbul Bağımsız Milletvekili Yaşar Nuri Öztürk, Halkın Yükselişi Partisi'ni kurdu.
2005 - Eski başbakan Mesut Yılmaz ve eski devlet bakanı Güneş Taner'in Türkbank ihalesine fesat karıştırmak suçundan Yüce Divan'da yargılanmalarına başlandı.
2006 - Çadırlardan oluşan Seyyar Ordu Cerrahi Hastaneleri'nin (Mobile Army Surgical Hospital, MASH) sonuncusu da, ABD ordusunda hizmetten kaldırıldı.
Doğumlar
1731 - Marcello Bacciarelli İtalyan ressam (ö. 5 Ocak 1818)
1831 - Nikolai Leskov, Rus yazar (ö. 1895)
1935 - Sonny Bono, Amerikan şarkıcı, oyuncu ve politikacı (ö. 1998)
1941 - Kim Jong-il, Kuzey Kore'nin eski ulusal lideri (ö. 2011)
Ölümler
1391 - V. İoannis, Bizans İmparatoru (d. 1332)
1459 - Akşemseddin, Türk âlimi ve II. Mehmed'in hocası (d. 1389)
1917 - Octave Mirbeau, Fransız yazar (d. 1848)
1934 - Kaptanzade Ali Rıza Bey, Türk söz yazarı ve besteci (d. 1881)
2000 - Lila Kedrova, Rus asıllı Fransız oyuncu (d. 1918)
Fotoğraf açıklaması yok.
Forum:
TARİHTE BUGÜN
Yorumlar
Yorum Yok
Yazar:
ahmetserkan
➡️Yayınımızı WEB'den dinlemek için www.LimanFM.Com/mircplayer
linkine tıklayınız.
Yayınımızı Winamp'tan http://Radyo.Limanfm.com:8560/listen.pls dinlemek için linkine tıklayınız.
Yazar:
Maviş
İnsan doğası üzerine söylenmiş bu söz, basit bir doğa gözlemi gibi görünse de aslında derin bir varoluş sorgulamasıdır. Kuşlar yuvalarını barınmak için yapar; rüzgârdan, yağmurdan ve yırtıcılardan korunmak için. Sincaplar kışın aç kalmamak adına yiyecek depolar. İhtiyaç kadar… Hayatta kalmak kadar… Doğanın onlara öğrettiği denge kadar. Ne fazlası ne eksiği. Çünkü doğada “yeter” diye bir kavram vardır ve bu kavram sınırla birlikte anlam kazanır.
İnsan ise yalnızca hayatta kalmakla yetinmez. Güvende olmak ister ama güvenle de yetinmez; güçlü olmak ister. Güçlü olur ama üstün olmak ister. Üstün olur ama kalıcı olmak ister. Kalıcı olur ama unutulmaz olmak ister. İhtiyaçlar karşılandıkça arzular doğar, arzular doydukça yenileri filizlenir. İnsanın doyumsuzluğu biraz da bu zincirleme arzuların sonucudur.
Doğada canlılar içgüdüyle hareket eder. İnsan ise bilinçle. Bilinç, beraberinde kıyaslamayı getirir. Kıyas, rekabeti. Rekabet, hırsı. Hırs ise çoğu zaman sınır tanımaz. Bir kuş komşu yuvayla kendini ölçmez; bir sincap diğerinin kozalak sayısını umursamaz. Ama insan, başkasının sahip olduklarıyla kendi değerini ölçmeye başladığında “yeter” kavramı silikleşir. Artık mesele ihtiyaç değil, üstünlük olur.
Modern dünyada bu durum daha da görünür hâle gelmiştir. Tüketim kültürü, başarı tanımları ve sosyal statü göstergeleri insana sürekli daha fazlasını işaret eder. Daha büyük ev, daha yüksek maaş, daha çok takipçi, daha hızlı araba… Oysa bunların çoğu yaşamsal gereklilik değil, zihinsel tatmin arayışıdır. İnsan sadece bedensel ihtiyaçlarını değil, egosunu da doyurmaya çalışır.
Ancak bu doyumsuzluk tamamen olumsuz mudur? İşte asıl soru burada başlar. İnsanı geliştiren, medeniyet kurduran, sanat yaptıran, bilim ürettiren şey de bir tür yetinmezliktir. Eğer insan yalnızca “yeter” diyerek yaşasaydı, belki mağaralardan hiç çıkmayacaktı. İcatlar, keşifler, felsefe, edebiyat… Hepsi biraz daha iyisini arama dürtüsünden doğdu. Yani insanın doyumsuzluğu hem yıkıcı hem kurucudur.
Sorun, sınırın kaybolduğu yerde başlar. Doğa dengededir; insan dengeyi bozma gücüne sahiptir. Kaynakları ihtiyacından fazla tükettiğinde, yalnız kendine değil tüm canlılara zarar verir. Bu yüzden mesele “daha çok istemek” değil, ne için ve ne pahasına istediğimizi sorgulamaktır.
Belki de insanın asıl açlığı maddeye değil, anlama dairdir. Bir kuş yuvasını tamamladığında görevi bitmiştir. Ama insan tamamladığını sandığı her şeyden sonra bile içinde bir boşluk hissedebilir. Çünkü onun arayışı yalnız barınmak ya da beslenmek değildir; değerli olmak, sevilmek, iz bırakmak, anlam bulmaktır. Bu arayış doyurulmadıkça, sahip olunanlar çoğalsa bile eksiklik hissi büyür.
Sonuçta insan doyumsuz değildir belki; sadece bilinçlidir. Bilinç ise hem nimettir hem yük. Önemli olan, içimizdeki o “daha fazlası” arzusunu yönetebilmektir. Doğadan öğrenilecek şey, yalnızca yetinmek değil; dengeyi bilmektir. Çünkü gerçek zenginlik, fazlalıkta değil, yeterli olduğunu hissedebilme hâlindedir.
İnsan ise yalnızca hayatta kalmakla yetinmez. Güvende olmak ister ama güvenle de yetinmez; güçlü olmak ister. Güçlü olur ama üstün olmak ister. Üstün olur ama kalıcı olmak ister. Kalıcı olur ama unutulmaz olmak ister. İhtiyaçlar karşılandıkça arzular doğar, arzular doydukça yenileri filizlenir. İnsanın doyumsuzluğu biraz da bu zincirleme arzuların sonucudur.
Doğada canlılar içgüdüyle hareket eder. İnsan ise bilinçle. Bilinç, beraberinde kıyaslamayı getirir. Kıyas, rekabeti. Rekabet, hırsı. Hırs ise çoğu zaman sınır tanımaz. Bir kuş komşu yuvayla kendini ölçmez; bir sincap diğerinin kozalak sayısını umursamaz. Ama insan, başkasının sahip olduklarıyla kendi değerini ölçmeye başladığında “yeter” kavramı silikleşir. Artık mesele ihtiyaç değil, üstünlük olur.
Modern dünyada bu durum daha da görünür hâle gelmiştir. Tüketim kültürü, başarı tanımları ve sosyal statü göstergeleri insana sürekli daha fazlasını işaret eder. Daha büyük ev, daha yüksek maaş, daha çok takipçi, daha hızlı araba… Oysa bunların çoğu yaşamsal gereklilik değil, zihinsel tatmin arayışıdır. İnsan sadece bedensel ihtiyaçlarını değil, egosunu da doyurmaya çalışır.
Ancak bu doyumsuzluk tamamen olumsuz mudur? İşte asıl soru burada başlar. İnsanı geliştiren, medeniyet kurduran, sanat yaptıran, bilim ürettiren şey de bir tür yetinmezliktir. Eğer insan yalnızca “yeter” diyerek yaşasaydı, belki mağaralardan hiç çıkmayacaktı. İcatlar, keşifler, felsefe, edebiyat… Hepsi biraz daha iyisini arama dürtüsünden doğdu. Yani insanın doyumsuzluğu hem yıkıcı hem kurucudur.
Sorun, sınırın kaybolduğu yerde başlar. Doğa dengededir; insan dengeyi bozma gücüne sahiptir. Kaynakları ihtiyacından fazla tükettiğinde, yalnız kendine değil tüm canlılara zarar verir. Bu yüzden mesele “daha çok istemek” değil, ne için ve ne pahasına istediğimizi sorgulamaktır.
Belki de insanın asıl açlığı maddeye değil, anlama dairdir. Bir kuş yuvasını tamamladığında görevi bitmiştir. Ama insan tamamladığını sandığı her şeyden sonra bile içinde bir boşluk hissedebilir. Çünkü onun arayışı yalnız barınmak ya da beslenmek değildir; değerli olmak, sevilmek, iz bırakmak, anlam bulmaktır. Bu arayış doyurulmadıkça, sahip olunanlar çoğalsa bile eksiklik hissi büyür.
Sonuçta insan doyumsuz değildir belki; sadece bilinçlidir. Bilinç ise hem nimettir hem yük. Önemli olan, içimizdeki o “daha fazlası” arzusunu yönetebilmektir. Doğadan öğrenilecek şey, yalnızca yetinmek değil; dengeyi bilmektir. Çünkü gerçek zenginlik, fazlalıkta değil, yeterli olduğunu hissedebilme hâlindedir.
Forum:
Serbest Kürsü
1
Yorumlar
Yazar:
Maviş
OLVİDO 🌸.
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar..
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı..
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola.
Ya sizler! Ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.
Ebedi âşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.
Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından.
Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.
Ahmet Muhip Dıranas ( 1908 - 1980 )
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar..
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı..
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola.
Ya sizler! Ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.
Ebedi âşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.
Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından.
Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.
Ahmet Muhip Dıranas ( 1908 - 1980 )
Yazar:
GiZeM
Kişisel Gelişim Sözü
Forumki.com
Hayat bugündür…
Oysa biz hep yarını düşünürüz.
Ömrümüz, sürekli bir şeyleri ertelemekle geçer.
Hayallerimizi…
Umutlarımızı…
Sevgi dolu sözlerimizi…
Affetmeyi…
İnandıklarımızı gerçekleştirmeyi…
Hep yarına bırakırız.
Ama bir şeyi unuturuz:
Yaşayacak kaç yarınımız var?
Yarın var…
Peki biz yarın var olacak mıyız?
Forum:
Kişisel Gelişim
1
Yorumlar
Yazar:
Anka
DJ-Anka şimdi mikrofon başında!
Duygulara dokunan şarkılar, kalpten gelen ezgiler ve sıcak sohbetle geceye renk katıyoruz.
Slow, arabesk ve nostalji dolu bir müzik yolculuğuna hazır olun.
KalptenSohbet.Com - Sohbet, Chat, Mobil Sohbet Odaları I DostMekan.Com - Sohbet, Chat, Mobil Sohbet SitesiI YanlizFM.Com - Online Radyo, Cepten Radyo Dinle[url=http://www.KalptenSohbet.Com]
Forum:
YalnizFm.com
4
Yorumlar
Yazar:
GiZeM
🌿 Bahar Temizliği: Evin Değil, Ruhun da Yenilensin
Bahar, sadece doğanın değil, insanın da içini kıpırdatan bir mevsimdir. Kışın ağırlığını üzerinden atan toprak nasıl çiçek açıyorsa, evlerimiz de tazelenmek ister. Bahar temizliği bu yüzden sıradan bir düzenleme işi değil; yenilenmenin, hafiflemenin ve yeni başlangıçlara yer açmanın sessiz bir ritüelidir.
Kış boyunca kapalı kalan pencereler açıldığında içeri dolan o serin hava, yalnızca odaları değil, zihni de havalandırır. Perdeler yıkanır, halılar silkelenir, dolapların en kuytu köşeleri gün ışığıyla tanışır. Fakat asıl değişim, “Belki lazım olur.” diyerek sakladığımız fazlalıkları ayıklarken başlar. Eşyalar azalır, alan açılır, kalp de bir nebze ferahlar.
Bahar temizliği aceleye gelmez. Bir fincan çay eşliğinde çekmeceleri düzenlemek, eski fotoğrafları elden geçirmek, kullanılmayan giysileri ihtiyaç sahiplerine ayırmak… Bunların her biri küçük ama anlamlı adımlardır. Çünkü temizlik sadece tozu almak değil, geçmişin yükünü hafifletmektir.
Doğal yöntemler de bu süreci daha keyifli kılar. Sirke ve karbonatla yapılan temizlik hem sağlıklıdır hem de evin havasını ağır kimyasallarla doldurmaz. Lavanta ya da limon kokusu ise mekâna tazelik hissi verir. Böylece ev, sadece temiz değil; huzurlu da olur.
Bahar temizliği bittiğinde pırıl pırıl camlardan süzülen ışık başka görünür. Düzenli raflara bakmak insana küçük bir başarı duygusu verir. Ve belki de en güzeli, yenilenmiş bir evde yeni hayaller kurmaya başlamaktır.
Çünkü bazen yeni bir başlangıç, sadece bir pencereyi aralamakla başlar. 🌸
Forum:
Serbest Kürsü
4
Yorumlar
Hoşgeldin, Ziyaretçi
Forumda Ara
Forum İstatistikleri
Kimler Çevrimiçi
Toplam: 47 kullanıcı aktif
Baidu, Bing, Google, Yandex, AYARSIZ
1 Kayıtlı
» 42 Ziyaretçi
» 42 Ziyaretçi
Son Aktiviteler
Şık Mı Rüküş Mü | 12
Son Yorum:
GiZeM
•
4 saat önce
Tarihte Bugün | 16 Şubat ...
Son Yorum:
GiZeM
•
4 saat önce
DJ-Sanya LimanFm de Yayın...
Son Yorum:
GiZeM
•
5 saat önce
Kişisel Gelişim Sözü • Ya...
Son Yorum:
AYARSIZ
•
7 saat önce
Peki İnsanlar Neden Bu Ka...
Son Yorum:
AYARSIZ
•
7 saat önce
DJ-Anka Geceye Ses Oluyor
Son Yorum:
Anka
•
8 saat önce
Forumdan 3 kişiye Çikolat...
Son Yorum:
AYARSIZ
•
9 saat önce
Anka - İstanbulda Aşk
Son Yorum:
Anka
•
9 saat önce
Şu an dinlediğiniz sarkı
Son Yorum:
GiZeM
•
9 saat önce
![[Resim: 5e588418.png]](https://megaresim.com/upload/5e588418.png)
![[Resim: 62ad52fd.png]](https://megaresim.com/upload/62ad52fd.png)
![[Resim: fea6a688.gif]](https://megaresim.com/upload/fea6a688.gif)
![[Resim: b80e517b.png]](https://megaresim.com/upload/b80e517b.png)
![[Resim: 0c6fb5eb.png]](https://megaresim.com/upload/0c6fb5eb.png)