Pencerenin önüne konan bir çiçek bile bir mesaj taşırdı. Sarı çiçek varsa o evde bir hasta olduğu anlaşılırdı. Sokaktan geçen sesini alçaltır, çocuklar oyunu başka yere taşırdı. Kırmızı çiçek ise evde evlilik çağına gelmiş bir genç kız olduğunu haber verirdi. Mahalleli o evin önünden geçerken konuşmasına dikkat eder, ağzından kötü söz çıkmamasına özen gösterirdi. Kimse kimseyi uyarmak zorunda kalmazdı; herkes neyin ne anlama geldiğini bilirdi.
Misafire sunulan kahvenin yanındaki su bile bir incelikti. Eğer misafir önce kahveyi alırsa tok olduğu anlaşılırdı. Ama önce suya uzanırsa, ev sahibi onun aç olduğunu fark eder; sofrayı kurar ya da en azından bir şeyler ikram ederdi. Kimse “aç mısın?” diye sormaz, kimse “açım” demek zorunda kalmazdı. Zarafet, insanın onurunu korurdu.
Kapıların üzerinde iki ayrı tokmak bulunurdu; biri kalın, biri ince. İnce tokmak kadın misafire aitti. Kadın geldiğinde evin hanımı kapıyı rahatça açabilirdi. Kalın tokmak ise erkek misafirin habercisiydi. O zaman evin hanımı ya örtünür ya da kapıyı evin erkeği açardı. Daha kapı çalınırken bile bir mahremiyet, bir edep gözetilirdi.
![[Resim: 030ca040.png]](https://megaresim.com/upload/030ca040.png)
Sokakta küçük, büyüğünün önünden yürümezdi. Bu bir korkudan değil, saygıdan doğardı. Bayramlar yaklaşırken fitre ve zekât Ramazan gelmeden, Şaban ayında verilirdi ki ihtiyaç sahipleri Ramazan’a hazırlıksız girmesin. Esnaf bir araya gelir, gerçekten ihtiyacı olan birinin veresiye defterini kapatırdı. Kimseye duyurmadan, kimseyi mahcup etmeden…
Beyler, gönül verdiği hanıma hediye olarak ayna götürürdü. Bunun anlamı açıktı: “Sana senden daha güzel bir hediye veremem.” Söz azdı ama anlam derindi.
Eskiden imkânlar belki azdı; fakat düşünce, incelik ve karşılıklı saygı çoktu. Hayatın içinde sessizce işleyen bir zarafet vardı. Kimse bağırmazdı ama herkes anlardı.
![[Resim: ed655c5e.gif]](https://megaresim.com/upload/ed655c5e.gif)
![[Resim: 8ed7cf09.gif]](https://megaresim.com/upload/8ed7cf09.gif)