You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Peki İnsanlar Neden Bu Kadar Doyumsuz

Peki İnsanlar Neden Bu Kadar Doyumsuz

Forum Sahibi
Administrator
Peki İnsanlar Neden Bu Kadar Doyumsuz
İnsan doğası üzerine söylenmiş bu söz, basit bir doğa gözlemi gibi görünse de aslında derin bir varoluş sorgulamasıdır. Kuşlar yuvalarını barınmak için yapar; rüzgârdan, yağmurdan ve yırtıcılardan korunmak için. Sincaplar kışın aç kalmamak adına yiyecek depolar. İhtiyaç kadar… Hayatta kalmak kadar… Doğanın onlara öğrettiği denge kadar. Ne fazlası ne eksiği. Çünkü doğada “yeter” diye bir kavram vardır ve bu kavram sınırla birlikte anlam kazanır.
İnsan ise yalnızca hayatta kalmakla yetinmez. Güvende olmak ister ama güvenle de yetinmez; güçlü olmak ister. Güçlü olur ama üstün olmak ister. Üstün olur ama kalıcı olmak ister. Kalıcı olur ama unutulmaz olmak ister. İhtiyaçlar karşılandıkça arzular doğar, arzular doydukça yenileri filizlenir. İnsanın doyumsuzluğu biraz da bu zincirleme arzuların sonucudur.
Doğada canlılar içgüdüyle hareket eder. İnsan ise bilinçle. Bilinç, beraberinde kıyaslamayı getirir. Kıyas, rekabeti. Rekabet, hırsı. Hırs ise çoğu zaman sınır tanımaz. Bir kuş komşu yuvayla kendini ölçmez; bir sincap diğerinin kozalak sayısını umursamaz. Ama insan, başkasının sahip olduklarıyla kendi değerini ölçmeye başladığında “yeter” kavramı silikleşir. Artık mesele ihtiyaç değil, üstünlük olur.
Modern dünyada bu durum daha da görünür hâle gelmiştir. Tüketim kültürü, başarı tanımları ve sosyal statü göstergeleri insana sürekli daha fazlasını işaret eder. Daha büyük ev, daha yüksek maaş, daha çok takipçi, daha hızlı araba… Oysa bunların çoğu yaşamsal gereklilik değil, zihinsel tatmin arayışıdır. İnsan sadece bedensel ihtiyaçlarını değil, egosunu da doyurmaya çalışır.
Ancak bu doyumsuzluk tamamen olumsuz mudur? İşte asıl soru burada başlar. İnsanı geliştiren, medeniyet kurduran, sanat yaptıran, bilim ürettiren şey de bir tür yetinmezliktir. Eğer insan yalnızca “yeter” diyerek yaşasaydı, belki mağaralardan hiç çıkmayacaktı. İcatlar, keşifler, felsefe, edebiyat… Hepsi biraz daha iyisini arama dürtüsünden doğdu. Yani insanın doyumsuzluğu hem yıkıcı hem kurucudur.
Sorun, sınırın kaybolduğu yerde başlar. Doğa dengededir; insan dengeyi bozma gücüne sahiptir. Kaynakları ihtiyacından fazla tükettiğinde, yalnız kendine değil tüm canlılara zarar verir. Bu yüzden mesele “daha çok istemek” değil, ne için ve ne pahasına istediğimizi sorgulamaktır.
Belki de insanın asıl açlığı maddeye değil, anlama dairdir. Bir kuş yuvasını tamamladığında görevi bitmiştir. Ama insan tamamladığını sandığı her şeyden sonra bile içinde bir boşluk hissedebilir. Çünkü onun arayışı yalnız barınmak ya da beslenmek değildir; değerli olmak, sevilmek, iz bırakmak, anlam bulmaktır. Bu arayış doyurulmadıkça, sahip olunanlar çoğalsa bile eksiklik hissi büyür.
Sonuçta insan doyumsuz değildir belki; sadece bilinçlidir. Bilinç ise hem nimettir hem yük. Önemli olan, içimizdeki o “daha fazlası” arzusunu yönetebilmektir. Doğadan öğrenilecek şey, yalnızca yetinmek değil; dengeyi bilmektir. Çünkü gerçek zenginlik, fazlalıkta değil, yeterli olduğunu hissedebilme hâlindedir.
Beğeniler: AYARSIZ
[Resim: 88318e77.gif]

Peki İnsanlar Neden Bu Kadar Doyumsuz

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Forumki.Com sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.