You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Değerlerin Mirası

Super Moderators
Super Moderator
Değerlerin Mirası
KartaLiçe ✍️
Değerlerin Mirası
Kasabanın en eski evlerinden biri, çınar ağaçlarının gölgesinde sakince dururdu. Boyası yer yer dökülmüş, bahçe kapısı hafifçe yamulmuştu ama içeriden her zaman bir sıcaklık yayılırdı. O evde büyüyen herkes, zenginliğin ne olduğunu farklı öğrenirdi.
Bu ev, Mehmet Usta’nın eviydi.
Mehmet Usta kasabanın marangozuydu. Büyük atölyesi, pahalı makineleri yoktu. Küçük dükkânında sabah erkenden çalışmaya başlar, akşama kadar ahşaba şekil verir, arada gelen müşterilerle çay içerdi. Kazandığı para, ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yeterdi ama fazlası pek olmazdı.
Oğlu Emre, çocukken bunun farkındaydı. Okulda bazı arkadaşlarının son model bisikletleri, pahalı ayakkabıları vardı. Emre’nin bisikleti ise babasının eski parçaları birleştirerek yaptığı sağlam ama sade bir bisikletti. Başta biraz utanmıştı.
Bir gün Emre, babasına sordu:
“Baba, biz neden zengin değiliz?”
Mehmet Usta elindeki zımparayı bıraktı, oğlunun gözlerinin içine baktı.
“Zenginlik nedir, Emre?”
“Çok para… Büyük ev… Güzel arabalar…”
Mehmet Usta gülümsedi.
“Bunlar varlıktır oğlum. Ama zenginlik başka bir şeydir. İnsan, onuruyla yaşarsa zengindir. Kimseye haksızlık etmeden, alnının teriyle kazanırsa zengindir. İyilik yapabiliyorsa, dürüst kalabiliyorsa, vatanını ve insanını seviyorsa işte o zaman gerçekten zengindir.”
Emre o gün tam anlamamıştı. Ama yıllar geçtikçe babasının sözleri hayatın içinde karşısına çıkmaya başladı.


Bir kış günü, kasabaya büyük bir inşaat firması geldi. Yeni yapılacak lüks villalar için marangoz arıyorlardı. Mehmet Usta’nın işçiliğini duymuşlardı. Teklif ettikleri para, Mehmet Usta’nın bir yılda kazandığından fazlaydı.
Ama bir şart vardı.
Kullanılacak malzemenin bir kısmı düşük kaliteliydi. Müşterilere ise en kaliteli ürünmüş gibi gösterilecekti.
“Kimse anlamaz,” dedi firma temsilcisi. “Herkes böyle yapıyor.”
Mehmet Usta’nın cevabı kısa oldu:
“Ben yapmam.”
Eve döndüğünde Emre, babasının düşünceli hâlini fark etti. Teklifi anlattığında Emre heyecanlandı.
“Baba, kabul etseydin! Borçlarımız biterdi.”
Mehmet Usta başını salladı.
“Borç biterdi, doğru. Ama onurumuz eksilirdi. İnsan kendini kaybederse kazandığı paranın ne anlamı var?”
O gün Emre, babasının neden zengin olduğunu ilk kez anlamaya başladı.



Kasabada yaşayan yaşlı bir teyze vardı; Fatma Nine. Evi bakımsızdı, kapısı kırılmıştı. Bir akşam rüzgârda kapı tamamen kopmuş. Mehmet Usta, bunu duyunca dükkânı kapatıp hemen oraya gitti.
Yeni bir kapı yaptı, taktı. Ücret istemedi.
“Evladım, param yok,” dedi Fatma Nine utangaçça.
“Ben paramı aldım zaten,” dedi Mehmet Usta. “Duan yeter.”
Emre, babasının yanında dururken bunu izledi. O an anladı ki iyilik, sessizce yapılan bir şeydi. Gösterişsiz, karşılıksız.


Yıllar sonra Emre üniversiteyi kazandı. Büyük şehre gitti. Orada daha farklı bir hayat gördü. Para hırsıyla birbirini ezen insanlar, çıkar için dostluk kuranlar, sözünde durmayanlar…
Bir gün iş tekliflerinden biri karşısına çıktı. Çok yüksek maaşlıydı ama şirket, çevreye zarar veren bir projede çalışıyordu. Emre’nin aklı karıştı.
Babasıyla telefonda konuştu.
“Baba, herkes böyle çalışıyor. Ben çalışmazsam başkası çalışacak.”
Mehmet Usta’nın sesi sakindi:
“Doğru olanı yapmak, başkasının ne yaptığına bakmaz oğlum. Sen kendine yakışanı yap.”
Emre o teklifi reddetti. Daha az kazandığı ama topluma faydalı bir iş seçti. Belki lüks bir hayatı olmadı ama geceleri başını yastığa koyduğunda içi rahattı.


Yıllar sonra Mehmet Usta vefat ettiğinde, geriye büyük bir servet kalmadı. Eski bir ev, küçük bir dükkân ve birkaç el aleti…
Ama cenazesinde kasabanın neredeyse tamamı vardı. Hakkında söylenen cümleler aynıydı:
“Dürüst adamdı.”
“Kimseyi incitmedi.”
“İhtiyacı olana koşardı.”
“Sözünün eri insandı.”
Emre kalabalığa baktı ve gözleri doldu. İşte gerçek miras buydu.
O gün anladı ki iyi bir ailede büyümek; zengin sofralarda oturmak değil, değerlerin içinde büyümekti. Onurla yürümeyi öğrenmekti. İyiliği alışkanlık hâline getirmekti. Dürüstlüğü pazarlık konusu yapmamaktı. Vatanını ve insanını karşılıksız sevmekti.
Ve en önemlisi…
Parayla satın alınamayan bir kalbe sahip olmaktı.

Değerlerin Mirası

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Forumki.Com sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.